Ahu deniz

Ahu deniz
@Ahu_deniz
Kendi yazdığım yazılarımı paylaşıyorum. Her türlü eleştiriye ve yoruma açığım
İnsanın Bencilliği Üzerine
Bencillik insanlığın en eski hastalıklarından biri miydi? Yoksa biz mi çağlar geçtikçe daha bencil olduk bilmiyorum. Bildiğim tek şey, artık insanların iyiliği bile bir kazanç hesabına dönüştürmüş olması. Birine yardım ederken dahi içimizden sessizce şunu sorarız "bunun bana ne faydası olacak?". Eskiden büyüklerimizin dilinden düşmeyen bir söz vardı "iyilik yap denize at". Şimdi ise o söz unutulmuş eşyalar gibi zamanın tozlu raflarında kaldı. Günümüzde bencillik yalnızca normalleştirilmiyor neredeyse bir erdem gibi sunuluyor. Sürekli kendini düşünmek, kimseye ihtiyaç duymadığını kanıtlamaya çalışmak adeta bir güç gösterisi sayılıyor. Oysa insanın kendini düşünmesi elbette kötü bir şey değildir. Fakat yalnızca kendini düşünmek, insanın yüreğindeki merhameti yavaş yavaş söndürür ve merhametini kaybetmiş bir kalp hala ne kadar insan kaldığı üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir konudur. Ben bencil insanları, güzelliğinin yalnızca kendisine ait olduğunu sanan çiçeklere benzetiyorum. Oysa bir çiçeği yaşatan yalnızca kendisi değildir; yağmur vardır, güneş vardır, toprak vardır. İnsan da böyledir ne kadar güçlü görünürse görünsün, başka insanların sevgisine, saygısına ve varlığına ihtiyaç duyar. Çünkü hiçbirimiz tek başına tamamlanan varlıklar değiliz. Bu yüzden hangi milletten olduğumuza, hangi sınıfta yaşadığımızı büyütmeden bakalım birbirimize. Sonuçta hepimiz aynı acizlikleri taşıyoruz. Paranıza fazla güvenmeyin;bir dolandırıcı bütün birikimimizi alabilir. Sağlığınıza fazla güvenmeyin bir hastalık hayatınızı değiştirebilir. Güzelliğinize fazla güvenmeyin bir sivilce aynaya bakışınızı değiştirmeye yeter. İnsan bazen sahip olduklarının geçiciliğini unutuyor ve kendine olduğundan fazla anlam yüklüyor. Oysa hayat, insana eninde sonunda her şeyin faniliğini
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
SESİNİ ARAYAN KIZ
Uzak diyarların birinde, sesi bahar rüzgarına benzeyen bir kız yaşarmış. Öyle güzel şarkı söylermişki şarkılarını, kuşlar ötüşlerini yarıda keser, ağaçların yaprakları bile onu dinlemek için kıpırdamayı unuturmuş. İnsanlar onun sesini duyduklarında içlerinde uzun zamandır kapalı duran bir pencere aralanırmış sanki. Ama bir sabah, güneş daha yeni doğarken, kız gözlerini açmış ve konuşmak istemiş... Ne bir kelime Ne bir fısıltı Sanki biri gece vakti gelip sesini avuçlarının arasına alarak uzaklara götürmüş. Kız belki derdimin dermanı uzaklardadır diyerek yola koyulmuş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş fakat çıktığı bu yolda kimseyi görmemiş. Tam umudunu kestiği sırada bir bilge çıkmış karşısına. Kızın kulağına eğilerek "bazı şeyler sahibini terk eder daha güzelini bulsun diye"demiş ve gitmiş. Kız çıktığı bu yolda ilk kez düşünmüş,ilk kez gözlemlemiş. Dışarıyı değil bu defa kendini , yorgunluklarını, kırgınlıklarını,sesi ile yalnızca kendi yarasına şifa bulmaya çalıştığını. Bir zamanlar sesinin yankılandığı kasabaya geri dönmüş. Sessizce yardım etmiş yaşlılara,sessizce çocukların başlarını okşamış, sessizce tebessüm etmiş kasaba halkına. O bunları yaptıkça sesi yavaş yavaş geri gelmiş ve kız anlamış ses insan kendine iyi davrandıkça geri dönen bir şeymiş ve insanın kendine iyi davranması için başkalarına da iyi davranması gerekiyormuş.
Her Anı bir meyve
Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde ,kalbur saman içinde çok uzak diyarlarda güneşi saçlarında, gökyüzünü gözlerinde saklayan bir kız varmış.Bu kızın adı İnci'imiş.Bir sabah inci doğayı gözlemlemek için yürüyüşe çıkmış az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş .Midesinin açlıktan çıkardığı ses kulaklarını çınlattığı sırada , karşısına her dalında çeşit çeşit meyveleri olan kocaman bir ağaç çıkmaş İnci koşarak ağacın yanına gitmiş ve elini hemen bir dala uzatmış hayali eline gelen sulu sulu meyveyi midesine indirmekmiş. Fakat hiç bir şey düşledigi gibi olmamış,ağacın dalları kendini yukarı doğru çekmiş ve İnci'nin hiç beklemediği bir şey olmuş.Koca ağaç İnci ile konuşmaya başlamış."Sana yalnızca bir anını anlatman karşılığında meyvelerimi verebilirim"demiş. Hala yaşadığı olayın şaşkınlığını üzerinden atamayan İnci "anı mı?"diye tekrarlamış koca ağacın söylediklerini. Koca ağaç yapraklarını aşağı yukarı sallayarak onaylamış İnci'yi. İnci bir müddet düşünmüş ve umutsuz bir halde koca ağaca dönerek "benim anlatılacak bir anım yok ki , her günüm aynı geçer çok sıradan bir yaşamım var" demiş. Koca ağaç ise onu onaylamayan bir ses çıkararak "anıların değerli olması için illa ilginç veya heyecan verici olmalarına gerek yoktur küçük hanım "demiş ve devam etmiş "bazen hissettiğin bir duygu, aklından geçen bir düşünce,bir gece ansızın gördüğün bir rüya bunlar da birer anı olabilir"demiş. İnci koca ağacın sözlerinden çok etkilenmiş ve tekrardan düşünmeye başlamış. Herkes için sıradan görünen lakin onun için kıymetli olan bir şey var mıydı ki. Tam bu düşünceler ile savaştığı sırada aklına yüreğinin en derinliklerinde sakladığı, fakat hiç bir zaman dile getirmediği anısı gelmiş. Çölde su bulmuş gibi parlayan gözlerle koca ağaca dönerek "annem ..." demiş ve yutkunarak devam