Uzak diyarların birinde, sesi bahar rüzgarına benzeyen bir kız yaşarmış. Öyle güzel şarkı söylermişki şarkılarını, kuşlar ötüşlerini yarıda keser, ağaçların yaprakları bile onu dinlemek için kıpırdamayı unuturmuş. İnsanlar onun sesini duyduklarında içlerinde uzun zamandır kapalı duran bir pencere aralanırmış sanki. Ama bir sabah, güneş daha yeni doğarken, kız gözlerini açmış ve konuşmak istemiş...
Ne bir kelime
Ne bir fısıltı
Sanki biri gece vakti gelip sesini avuçlarının arasına alarak uzaklara götürmüş. Kız belki derdimin dermanı uzaklardadır diyerek yola koyulmuş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş fakat çıktığı bu yolda kimseyi görmemiş. Tam umudunu kestiği sırada bir bilge çıkmış karşısına. Kızın kulağına eğilerek "bazı şeyler sahibini terk eder daha güzelini bulsun diye"demiş ve gitmiş. Kız çıktığı bu yolda ilk kez düşünmüş,ilk kez gözlemlemiş. Dışarıyı değil bu defa kendini , yorgunluklarını, kırgınlıklarını,sesi ile yalnızca kendi yarasına şifa bulmaya çalıştığını. Bir zamanlar sesinin yankılandığı kasabaya geri dönmüş. Sessizce yardım etmiş yaşlılara,sessizce çocukların başlarını okşamış, sessizce tebessüm etmiş kasaba halkına. O bunları yaptıkça sesi yavaş yavaş geri gelmiş ve kız anlamış ses insan kendine iyi davrandıkça geri dönen bir şeymiş ve insanın kendine iyi davranması için başkalarına da iyi davranması gerekiyormuş.