Pek söyleyebileceğim bir cümle yok aslında. Bu tarz kitaplar hiçbir zaman beni ağlatmaz, incitmez ya da üzgün hissettirmez. Kendi küçüklüğümle çok bağdaştırıyorum; kumbaramdan çalınan paraları, boş yere yediğim dayakları ya da başkalarının öfkesinin ilacı olmaya çalıştığım zamanları hatırlatıyor bu tarz kitaplar. Kendime bile seneler boyunca üzülmedim. Hatta dönüp geçmişimle yüzleşmedim. "Neden acıma duygum yok?" diye sormadım kendime.
Biraz da kitaptan bahsedeyim. Küçük bir çocuk olan Zeze'nin başından geçenleri anlatıyor. Yanlış tahmin etmiyorsam olaylar 1925 Brezilya'sında geçiyor. "Açlık ve işsizlik çocukları nasıl etkiler?" sorusu sorulsa, bu dönemlere dikkat çekmek yeterlidir. Brezilya gibi ülkelerde çok çocuklu aileler çoğunluktadır. Çok çocuk ve az para, bize fakirliğin en dip hâlini gösterir. Eksik kalma duygusunu, başkalarından geride kalma hissini yaşayabilirsiniz. Normal bir ailede sorun olmayacak şeylerin hıncı içeride kaynar; insanı, hatta aileyi, yavaş yavaş mahveder.
İlk incelemem olduğunu eklemek isterim.