Dolayısıyla toplum sözleşmesinin özüne ilişkin olmayan şeyler bir yana bırakılırsa bu sözleşme şu ifadelerle özetlenebilir: Her birimiz varlığımızı ve gücümüzü bir arada genel iradenin buyruğuna verir ve her üyeyi bütünün bölünmez bir parçası kabul ederiz.
"Katılımcılardan her birinin canını, malını bütün ortak güçle savunup koruyan öyle bir toplum biçimi bulmalı ki, orada her insan hem herkesle birleştiği hâlde gene kendi buyruğunda kalsın hem de eskisi kadar özgür olsun." İşte, toplum sözleşmesinin çözümünü bulduğu temel problem budur.
(...)
Bu şartların hepsi, kuşkusuz bire indirilebilir ki o da şudur: Katılımcılardan her biri, bütün haklarıyla birlikte kendini tamamen topluluğa bağlar; çünkü bir kez, her biri kendini tamamen topluma verdiği için şart herkes için aynıdır; şart herkes için aynı olunca da bunu başkaları için zorlaştırmada kimsenin bir mefaati olmaz.
(...)
Dolayısıyla toplum sözleşmesinin özüne ilişkin olmayan şeyler bir yana bırakılırsa bu sözleşme şu ifadelerle özetlenebilir: Her birimiz varlığımızı ve gücümüzü bir arada genel iradenin buyruğuna verir ve her üyeyi bütünün bölünmez bir parçası kabul ederiz.
Gerçekte, daha önceden yapılmış bir sözleşme olmasaydı -seçim oy birliği ile yapılmadıkça- azınlık için çoğunluğun seçtiğine katlanma zorunluluğu nereden gelirdi? Başlarına bir efendiyi getirmek isteyen yüz kişinin, böyle birisini asla istemeyen on kişi adına oy verme hakkı nereden gelirdi?