3-ÇAMURLU GÖZYAŞLARI
Yüzü gözü toz toprak içinde kalmıştı. Üzerindeki kıyafetlerin tamamı yüzü gibi toprağa bulanmış çoğu yeri de yırtılmıştı. Gözlerinden akan yaş yanaklarındaki toprakla karışarak çamur olup süzülüyordu. Yorgunluktan tükenmiş, neredeyse hiç gücü kalmamıştı. İnsan üstü bir çaba gösteriyordu.
Bir enkazın içinde moloz yığınları ile cebelleşip duruyordu. Kanlı parmakları arasında tuttuğu küçük keserle enkazın içinde bir orayı bir burayı kazıyor, normalde kaldıramayacağı kadar büyük beton yığınlarını zor bela kaldırıyordu.
Kim bilir kaç gündür boğazından tek lokma girmemişti.
Otuz beşine yeni girmiş adam iki gün içinde on beş yaş daha yaşlanmış gibiydi. Küçücük keseri enkaz içindeki molozlara savururken elinden geldikçe dikkat etmeye çalışıyordu. Bir keseri yumurtaya vurup kırmamanız mümkün mü? Onun tam olarak yapmaya çalıştığı şey de buydu. Molozların arasında yumurta varmışçasına hassas olmaya çalışıyordu.
Biraz ileriden geçen başka bir adamın dikkatini çekti. Elinde tuttuğu kirli su dolu şişeyle yavaşça yaklaştı.
“Perişan bir vaziyettesin. Biraz dinlen. Su iç.”
Sanki hiç duymamış gibiydi. Molozları eşelemeye devam etti. Bu dünyadan kopmuş tamamen otomatik bir ruh halinde gibiydi.
Elinde pis su tutan adam “Allah seni affetsin. Biraz dinlen. Su iç. Sonra her ne arıyorsan devam edersin.” Dedi.
Hiç duracak gibi değildi. Adam, keser tutan bileği tutup “Beni duymuyor musun? Sana diyorum.” Dediğinde kendine gelir gibi oldu. Boştaki eliyle yanaklarından süzülen çamurlu gözyaşlarını sildi.
“Beni oyalama. Onları bulmam lazım.”
Sesi ağlamaktan kısılmış, boğazı şişmişti. Gözleri adamın uzattığı kirli suya takıldı. İşte o zaman ne kadar susadığını hatırladı ve hemen şişeyi alıp kafasına dikti. Pis su boş mideye taş gibi oturdu.
“Dinlen biraz. Bitip