Erkan Aksu Yazar

Erkan Aksu Yazar
#242277089 gönderi 1.hikaye #242426895 2.hikaye
Yazar
Ankara
Ankara
307 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
Gölgelerin fısıltısı

Venüs

@Filiiz
·
“Sana kalan mirası kabul etmek ya da reddetmek. Ama unutma bedel her zaman ödenir.” Selammmm İlk defa bu tarz bir kitap okuyorum çok yoğun bir şekilde korkularınızı ve bilinçaltınızı tetikleyebilir Kitabım Ulysses Yayınları @erkanaksuyzr kaleminden. İçeriğine baktığımızda sekiz farklı hikayeden oluyor ve çoğu hikaye insanın içsel korkularını bu korkularla bağlantılı hesaplaşmalarını ele alıyor başta da belirttiğim gibiHikayeler, okuyucuyu bazen ıssız bir kasabanın ürpertici atmosferine, bazen bir deniz kenarının sessizliğine ya da evin güvenli gibi görünen odalarına götürerek farklı mekanlarda gerilim yaratmayı başarıyor. Her hikayede, çevrede duyulan garip sesler, beklenmedik fısıltılar ya da açıklanamayan olaylar sayesinde bir döngünün içine çekiliyoruz ve bu döngülerde karanlık figürler birer metafor olarak karşımıza çıkıyor. Karanlıklar, yalnızca bir tehdit unsuru olmakla kalmıyor aynı zamanda hikayelerin içinde kendi içsel hesaplaşmalarını yaşayarak adeta birer varlık haline geliyorlar. Anlatım ve hikaye kurgusu açısından oldukça sade bir yapıya sahip. Özellikle benim gibi korku türüne yeni adım atan okurlar için hikayeyi kolayca takip edilebilmesi açısından iyi bir başlangıç olabilir. Şimdi bir tanesinden size biraz bahsedeyim Gölgelerin Fısıltısı Her şey fazlasıyla sıradandı ta ki o fısıltıyı duyana kadar … Başımı çevirip fısıltının geldiği yöne baktım. Kimse yoktu. Fısıltı sanki içime doğru yankılanıyor, “Gel “ diyordu “seni bekliyorum “ ses tanıdık bir o kadar da ürperticiydi. Bir kaç adım atıp köşedeki terkedilmiş binanın önüne geldim. İçeriden bir ışık sızıyordu. … Ev bir tuzak gibiydi. Geçmişin hayaletleri , karanlıkta bir yerlerde saklanıyordu ve benimle konuşuyorlardı. ‘Geçmişi öğrenmek istiyorsun değil mi? diye fısıldadılar. O zaman, bizi bul.
Reklam
Hangi yalana inanacağımı şaşırdım.
Yazdığım 20 eser içinde favorim

Erkan Aksu Yazar

@Akabeak
·
Böyle bir kitaba başlarsanız devam etmek ister misiniz?
ALAMET 2.BÖLÜM KAPTAN TOTO Kök salmıştı sanki, sonu yokmuş gibi görünen, göğe doğru uzayıp kaybolan dağların arasında ki şehre. Şehir kadar yorgun ve yaşlı hissediyordu daha 23 yaşına yeni girmesine rağmen. Günden güne yapraklarının dökülüp dallarının kuruduğunu hissediyor ama yine de terk edemiyordu. Görünmeyen çelik zincirlere bağlanmıştı. Koparması mümkün değildi. Çünkü iradesini teslim etmişti. Artık fırtınalı rüzgarlara dayanacak gücü kalmamıştı. Her fırtınada bir dalı kırılıp onu terk ediyordu. Yapraklarını hiç açmamıştı ki rüzgar savurup götürsün. Onu, bu şehre bağlayan ne? Nedir, köklerini koparamamasının sebebi? Daha ne kadar böyle devam edebilecek? Düşünmek istemediği onlarca sorudan sadece birkaçı bunlardı. Düşünmek istemiyordu çünkü verebilecek cevabı yoktu. Bırakın cevap vermeyi bu soruları düşünmesi bile ödünü patlatıyordu. Belki zamanı değildi. Belki de o an gelmemişti. Köhnemiş şehrin gölge vermeyen kuru bir ağacıydı. Ne insanlar onu görüyor ve anlıyordu ne de insanlara kendini anlatabiliyordu. Görenler de ya küçümser gözlerle bakıyor ya da acıyordu. Halbuki acınacak durumda değildi. Yollara sığmadığı için kaldırımları işgal eden araçlara, büyüğüne küçüğüne aldırış etmeden saygısızca küfreden gençlere, yürüdüğünde gözden kaybolana kadar ona bakıp arkadan dedikodusunu yapan ayaklı gazetelere, küçümser bakan gözlere, dalga geçen çocuklara bir gün dersini vermek istiyordu. Hiçbir zaman yapmayacağını bildiği halde. Bu devran böyle gelmiş böyle gidecekti. Hayat bisikletinde dönen zincirin küçük bir parçasıydı. Çarklar arasında eziliyor büzülüyor ve hep aynı yerde dönüp duruyordu. Monotonluğun üzerine bir cilt kitap yazabilirdi ama neyi değiştirdi ki? Ne gerek vardı? Bir ağaç köklerini toprağın altından çıkarıp başka bir yere gidemezdi. Kendine
Yazdığım 20 eser içinde favorim

Erkan Aksu Yazar

@Akabeak
·
Böyle bir kitaba başlarsanız devam etmek ister misiniz?
ALAMET 2.BÖLÜM KAPTAN TOTO Kök salmıştı sanki, sonu yokmuş gibi görünen, göğe doğru uzayıp kaybolan dağların arasında ki şehre. Şehir kadar yorgun ve yaşlı hissediyordu daha 23 yaşına yeni girmesine rağmen. Günden güne yapraklarının dökülüp dallarının kuruduğunu hissediyor ama yine de terk edemiyordu. Görünmeyen çelik zincirlere bağlanmıştı. Koparması mümkün değildi. Çünkü iradesini teslim etmişti. Artık fırtınalı rüzgarlara dayanacak gücü kalmamıştı. Her fırtınada bir dalı kırılıp onu terk ediyordu. Yapraklarını hiç açmamıştı ki rüzgar savurup götürsün. Onu, bu şehre bağlayan ne? Nedir, köklerini koparamamasının sebebi? Daha ne kadar böyle devam edebilecek? Düşünmek istemediği onlarca sorudan sadece birkaçı bunlardı. Düşünmek istemiyordu çünkü verebilecek cevabı yoktu. Bırakın cevap vermeyi bu soruları düşünmesi bile ödünü patlatıyordu. Belki zamanı değildi. Belki de o an gelmemişti. Köhnemiş şehrin gölge vermeyen kuru bir ağacıydı. Ne insanlar onu görüyor ve anlıyordu ne de insanlara kendini anlatabiliyordu. Görenler de ya küçümser gözlerle bakıyor ya da acıyordu. Halbuki acınacak durumda değildi. Yollara sığmadığı için kaldırımları işgal eden araçlara, büyüğüne küçüğüne aldırış etmeden saygısızca küfreden gençlere, yürüdüğünde gözden kaybolana kadar ona bakıp arkadan dedikodusunu yapan ayaklı gazetelere, küçümser bakan gözlere, dalga geçen çocuklara bir gün dersini vermek istiyordu. Hiçbir zaman yapmayacağını bildiği halde. Bu devran böyle gelmiş böyle gidecekti. Hayat bisikletinde dönen zincirin küçük bir parçasıydı. Çarklar arasında eziliyor büzülüyor ve hep aynı yerde dönüp duruyordu. Monotonluğun üzerine bir cilt kitap yazabilirdi ama neyi değiştirdi ki? Ne gerek vardı? Bir ağaç köklerini toprağın altından çıkarıp başka bir yere gidemezdi. Kendine