Özlem Akdoğan

Özlem Akdoğan
@Akd_47
Sociology/Psychology
28 Eylül 2001
21 okur puanı
Ocak 2023 tarihinde katıldı
Çarpma işlemi, sadece bizim biriktirmeye dayalı sistemimizde olumludur. Simgesel düzende, çarpma, bir çıkarmaya denktir. Eğer beş adam bir ipi çekiyorsa, bunların gücü toplanır. Buna karşılık, eğer bir kişi ölürse, ölümü kayda değer önemli bir olaydır, halbuki bin kişi ölürse, her birinin ölümü bin defa daha az önemlidir. İkizlerden her biri, ikiz olduğu için temelde bir bireyin yarısıdır -ama onu sonsuz sayıda klonlarsanız, değeri sıfıra eşittir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Aynı düzen içinde, "ikinci tip" patolojiler içinde yer alan AIDS ve kanser gibi hastalıklar, dıştan bir saldırıya maruz kalan bedenin or- ganik olarak hasara uğramasından kaynaklanan geleneksel hastalıklar değildir, daha çok aşırı koruma altında tutulan bedenlerin istikrarını yitirmesinden kaynaklanan hastalıklardır (bütün hijyenik, kimyasal, tıbbi, toplumsal, psikolojik protezler bu aşırı koruyuculuğun örnekleridir) ve bu nedenledir ki, aşırı koruma altındaki bedenler, bağışıklık güçlerini yitirerek herhangi bir virüse yem olurlar. Nasıl ki terörizm sorununa "politik" bir çözüm bulunamıyorsa, aynı şekilde, AIDS ve kanser sorununa da, şimdilik, biyotıbbi bir çözüm bulunamamaktadır ve neden hep aynıdır. Çünkü bunlar anomalik süreçlerdir ve vahşi, tepkisel bir şiddetle, toplumsal bünyenin ya da kısacası bünyenin, politik ve biyolojik anlamda aşırı çerçevelenmesine karşı dururlar.
Güncel analizlerde, uyuşturucular, uzun süre, Durkheim'ın sözcüğe verdiği anlamda, "anomik", yani ortak değerlerin yitimi olarak görüldü. Sanayileşmiş ülkelerdeki toplumsal grupların ayırt edici özelliği olan belli bir intihar şekli olarak ortak değerlerin yitimi anlamında ele alındı. Yasaların, genel örgütlenmenin, grubun organik değerler sisteminin alanına girmeyen kalıntı halinde, çizgi dışı, hiçe sayıcı biçimlerdir bunlar. Yani kıyı özelliği taşıyan, ama yasa ve değer ilkesini sorunsal kılmayan biçimler; uyuşturucular muhtemelen bu özelliği kendi işleyiş süreçleriyle bütünleştirebilirler.
Uyuşturucuların eskiden beri sahip oldukları etki gücüne bağlı olarak, onların hem gizil bir güç olduğu, hem de geleneksel olarak ya- saklanmaları olgusu, bugün yeni uyuşturuculara ilişkin görüşümüzde de devam etmektedir. Uyuşturucuların büyülediği kadar tiksindirdiği ve Batı mantığı açısından bu ikili karşıtlığın kesin olduğu söylenebilir. Sonuçta, bedeni ve beyni olduğu kadar, kendileri hakkında varılan yargıyı da "uyuşturmaktadırlar".
Neredeyse biz de, yüzyıllardır süregelen kurnazlıklarıyla bütün Avrupa'ya paralı askerler sağlayan ve bu şekilde, kendilerini savaştan uzakta tutan İsviçreliler gibi işi kotardık. Zengin ülkeler günümüzde hep böyle yapıyorlar, bütün dünyaya silah sağlayarak ve böylece şiddeti olmasa bile, en azından savaşı kendi topraklarından uzakta tutuyorlar. Ama bu da hiçbir işe yaramıyor: Ölümü başımızdan attığımızı sandığımız bir anda, bütün koruyucu ekranlarda ve kültürümüzün en son sınırlarına kadar ölüm yeniden boy gösteriyor.