Zeynep Akdemir

Zeynep Akdemir
@Akdemir_Zeynep
Yaşamda ihtimaller çokluğu içinde elimizdeki yaşam pusulasının insafına yaslanarak seçimler yaparız.Bu seçimler bizi o yaşamaya götürür.Bazen seçim yapmak öyle ansızın gerçekleşir ki,o seçimin sonuçlarına biz sebep olmamış gibi hissederiz.Elbette, kontrolümüz dışındaki etkilere de maruz kalırız fakat yine de insan seçim yapabilecek ve o seçimini yaşayabilecek kadar özgür bir varlıktır.Tum bu seçim evreni içindeki olasılıkları olum bir anda yok eder;hem elimizdekileri hem de henüz elimize geçmemiş olanları.Ölumle birlikte insan, yaşayamadığı bir çok yaşamı beraberinde götürür.Boyle bakıldığında ölüm, gerçekten de en büyük hayal kirikligimizdir.İbn Sînâ, bu gerçekliği iskalamamayi başararak yaşamdan kimsenin sağ çıkamayacağını fark ettirmek ister.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kindi'ye göre bir şeyleri kaybetmek acı verir fakat önemli olan daha da acı verici olacak bir şeyi, yani hüzne direncimizi kaybetmemektir.Hüzne direnç kaybedildiginde korkulandan daha fazlasi başa gelebilir.Kisi kendini yaşamdan geri çeker ve yaşamın yaşayicisi değil sadece izleyicisi haline gelir.
Çünkü akıl aleminin, oluş ve bozuluş aleminden ciddi bir farkı mevcuttur.Akil alemi, bize maddi dünyanın geçici, güvenilmez ve sinirli yapısını aşabilmemizi sağlayan daha sabır bir içsel uzlam sunar.Dış dünyadaki kişi ve nesnelerin akıl alemimizdeki karşılıkları oluş ve bozuluş döngüsüne girmezler.
"Hic kimsenin bütün isteklerini elde etmesi mümkün olmadığı gibi sevdiği her şeyi sonuna kadar elde tutması da mümkün değildir." Hüzün, öyleyse tüm isteklerini elde etmeye odaklanan ve sevdiği her şeyi sonuna kadar elinde tutmayı arzulayan bir kimsenin iç dünyasında en yoğun haliyle yaşanacaktır.Kindi'ye göre hüznü böyle deneyimleyen kişi, oluş ve bozuluş (kevn ve fesad) alemi olan maddi dünyanın sürekli var olacağını ve değişmeyeceğini zannetmektir.Halbuki biz ve sevdiklerimizle beraber dünyanın içinde yer tutmuş tüm nesneler sonlu bir varoluşa sahiptirler ve süreklilik arz etmezler.
Antropolojik bulgulardan daha fazla faydalanarak insan doğası hakkındaki bazı görüşlerimizin örneğin rekabetçiliğin; kardeş çekişmesinin; sevgi ve cinsellik arasındaki akrabalığın insan doğasına içkin eğilimler olduğu düşüncesinin epey naif olduğunu kabul etmemiz gerekir.Normallik anlayışımıza, bu ölçütleri kendi üyelerine dayatan belirli bir grubun içerisindeki belirli davranış ve duygu ölçütlerinin onaylanmasıyla varılır.Ancak ölçütler kültür, dönem, sınıf ve cinsiyetle birlikte değişir...