Alperen

Alperen
Sherlock Holmes-Monte Cristo Kontu İnstagram: tarihtenkareler.inst
Öğretmen
Ege Üniversitesi
İzmir
155 okur puanı
Şubat 2024 tarihinde katıldı
İngilizlerle Kasım 1914'te başlayan savaşlarda, Arap erlerinin firar etmesi ve Arap halkının düşmanca tavırları nedeniyle bu bölgedeki Türk kuvvetleri İngilizler karşısında tutunamadı ve İngilizler 23 Kasım'da Basra ve çevresini ele geçirdiler. Daha sonraki günlerde Türk kuvvetleri Basra'yı tekrar almak, İngilizler ise Bağdat'ı ele geçirmek amacıyla buradaki kuvvetlerin sayısını artırmaya başladılar. Eylül 1915'teki I. Kutülamare Savaşı'nı İngilizler kazandı. Bu bölgedeki Türk kuvvetlerinin başında Nurettin Paşa bulunuyordu. İngiliz kuvvetlerine ise General Townshend komuta ediyordu. İngilizler yeniden bir taarruz harekâtı başlatmıştı; ancak yapılan savunma ve karşı taarruz hareketi üzerine İngilizler ağır kayıplar verdiler ve geri çekildiler. İngiliz generali, bu savaşın ilk günü akşamı hatıra defterine şunları yazacaktır: "Avrupa'da hiçbir asker yoktur ki, savunmada Türklerle mukayese edilebilsin. Talihsizliğimin cezasını çekiyorum."
Reklam
Osmanlı Devleti, 14 Kasım 1913'te de Yunanistan'la Atina Antlaşması'nı imzaladı. Bu antlaşmayla, Girit üzerinde hak iddia etmekten vazgeçildiği gibi Ege Adaları konusunda da Londra Antlaşması'nın hükümlerini kabul ediyordu. Buna göre Taşoz, İmroz ve Meis Adaları Osmanlı Devleti'ne veriliyor, diğer adalar ise Yunanlılara terk ediliyordu. Ayrıca Balkan Savaşı'nın başında geçici olarak İtalyanlara bırakılan On İki Ada'nın İtalya'ya verilmesi de kabul ediliyordu.
Enver Paşa, Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa'nın makamına girerek sert bir ifadeyle milletin kendisini istemediğini ve istifa etmesini bildirdi. Kamil Paşa, asker tarafından gelen teklif üzerine istifaya mecbur kaldığını padişaha hitaben yazdı; İttihatçılar buna "ahali" sözcüğünü de ilave ettirdiler. Böylece istifa gerekçesi, ahali ve asker tarafından gelen teklife dönüştü. Bu sırada İttihatçıların ünlü hatiplerinden Ömer Naci ve Ömer Seyfettin, Babıâli önünde toplanan kalabalığı coşturuyor ve "Yaşasın millet! Yaşasın İttihat ve Terakki!" diye bağırıyordu.
II. Abdülhamid hâlâ tereddütteydi. Arap İzzet Paşa, "kuvvete kuvvetle karşılık vermek gerektiğini ve halkla birleşerek bu isyanı bastırabileceğini" teklif ettiyse de II. Abdülhamid, sivil bir savaşa taraftar olmadığını söyleyerek öneriyi reddetti. 23 Temmuz 1908'de sadrazam yaptığı Sait Paşa'nın da fikrini alarak, "Kanun-ı Esasi'yi ben tesis etmiştim; Meclis-i Mebusan'ın (1878) ikinci dönem toplantısında bir müddet yürürlükten kaldırılması lüzum etmişti. Öyle yapıldı. Madem ki milletim bu kanunun yine yürürlüğe girmesini arzu ediyor, ben dahi irade verdim." diyerek meşrutiyetin ilanına razı olmuştur. 24 Temmuz 1908'de bu hususta irade çıkmış ve meşrutiyet ilan edilmiştir.
II. Mahmut, Batılılaşma sürecinde daha radikal icraatlar gerçekleştirmiş; siyasi ve askerî sahalardan kılık kıyafet değişikliklerine kadar geniş bir yelpazede kendisini gösteren bu ani ve köklü reformlar sonucunda halk ona "Gavur Padişah" lakabını takmıştır.
Reklam