Bakın, yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için belki kümese girerim. Fakat kümes beni yağmurdan korudu diye, şükran borcumu ödemek için kümese saray gözüyle bakamam. Bana gülecek, hatta böyle bir durumda sarayla kümes arasında fark olmadığını söyleyeceksiniz. Evet, hayatta tek gayemiz ıslanmamak olsaydı, dediğiniz doğruydu diye cevap veririm ben de.
Bu kitap malesef beni bir tık rahatsız etti. İlk 300 sayfayı okumak, kendi adıma çok zordu. Küfre, sağa sola fışkıran kana, cinayetlere ve sen benimsin tarzı cümlelere katlanmak zor değil ama bu kitap biraz daha karanlık ve bu benim çok hoşuma gitmedi. Dediğim gibi ilk yarı içime daral gele gele okudum ama o kısmı görmezden gelip geri kalanı okuduğumda da baya keyif aldım.
Kitabın başında da kadın karakterimize biraz sinirlendim. Mila sanki 20 yaşında değil de 10 yaşında gibi davranıyor gibiydi. Yani bilmediğin bir yerde, gördüğün ilk adama bu kadar çok güvenip kendini üstüne atamazsın. Benim arkadaşım olsa karşıma geçer saatlerce azarlayıp, öğüt verirdim sanırım.
Bu serinin dili akıcı, anlatımı bence fena değil, o nedenle bu kitabı okurken ben genel olarak keyif aldım. Yine de beni bu kadar rahatsız ettiği için 4 falan vermek istedim ama son kısımları okurken çok eğlendim, bunu görmezden gelemedim. Ayrıca en çok işaretlediğim bu kitap olunca haksızlık edermişim gibi geldi. Sonuç olarak puanım: 6/10.
Dövmeli parmaklar ve çini porselen. Hades'le yemek yiyen Persephone gibi hissettim. Tek fark, tanrıçanın yeraltı dünyasının hükümdarına aşık olmasıydı.
Ve bizimkisi ilahi bir aşk hikayesi değildi.