Meselâ, karanlık olmazsa ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa hararet anlaşılmaz, zevksiz kalır. Açlık olmazsa, yemek lezzet vermez. Mide harareti olmazsa, su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa, âfiyet zevksizdir. Maraz olmazsa, sıhhat lezzetsizdir. Madem Fâtır-ı Hakîm insana her çeşit ihsanını ihsas etmek ve herbir nevi nimetini tattırmak ve insanı daima şükre sevketmek istediğini, şu kâinatta çeşit çeşit hadsiz enva'-ı nimeti tadacak tanıyacak derecede gayet çok cihazat ile insanı techiz etmesi gösteriyor ki; elbette sıhhat ve âfiyeti verdiği gibi; hastalıkları, illetleri, dertleri de verecektir.
Senden soruyorum: "Bu hastalık senin başında veya elinde veya midende olmasaydı; sen, başın, elin, midenin sıhhatindeki lezzetli, zevkli nimet-i İlahiyeyi hissedip şükreder miydin? Elbette şükür değil, belki düşünmeyecektin; şuursuz o sıhhatı gaflete belki sefahete sarf ederdin."
Siracün-Nur (Envar) - 29
Din kelimesi bir irtibat ya da bağı yani insanın düşüşte kaybettiği Allah ve insan arasındaki bağı yeniden keşfetmeyi ifade eder.
Dolayısıyla her din düşen insanın sarılması için semadan sarkıtılan bir ipe benzer.
Önce Kelam vardı.Kelam Tanrı nezdindeydi Kelam Tanrı'ydı.
Yuhanna 1
İlahi kelam insanın sarılması gerekli bir ip olarak bir ‘insan ya da kitap’ formunu alabilir.
Hz İsa tanımı gereği “ete bütünmüş kelamdır”