L'illustration de Turquie dergisinde yer alan bir şiirde ''Türklerin Tanrısı'' olarak gösterilen M.Kemal'e ve onun gösterdiği ideallere duyulan inanç, Grace Ellison'ın bir okul mefettişinden naklettiğine göre ''din'' yerine benimsenmeliydi. ²¹
21-
""Bizim peygamberimiz Gazi’dir: Arabistanlı zatla işimiz bitti. Muhammed’in dini Arabistan için gayet iyiydi ama bize göre değil.’
– ‘Fakat sizin bir inancınız yok mu?’ diye sordum.
– ‘Var’ dedi. ‘Gazi’ye, ilme, ülkemin geleceğine ve kendime inanıyorum.’
– ‘Ya Tanrı?’ dedim.
– ‘Tanrı hakkında kim ne bilebilir ki? İlim vardır, iyinin ve kötünün gücü vardır, geri kalanı hakkında ise kimse kesin bir şey bilemez’” Ellison, 1928’den nakleden Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetimi, s. 333."
Fethi Okyar’a göre özellikle İngilizler ve müstemlekeci devletler, “İslam kaldıkça” ülkenin aleyhinde olacaklardı.¹³ Gerçekten de Lozan görüşmelerinden sonra Meclis yeniden açıldığında vekiller arasındaki ulemanın sayısında ciddi bir düşüş görüldü.
Devletin dini İslam’dır” ilkesini kabul eden ilk Meclis’in başlangıçta kanun koyucu olarak dinin devlet içindeki ağırlığını büyük ölçüde koruduğu açıktır. Nitekim 1 Aralık 1921’de Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmada yeni devletin kurucusu Mustafa Kemal [Atatürk] de mevcut kanunların “ilahi” kaynaklı olması gerektiğini savunmuştu.
Böylece 3 Mart 1924’te Hilafet’in kaldırılması, Şer’iye ve Evkaf Vekaletinin ilgası ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü, laiklik yanlısı siyasi hareketliliğin en operasyonel adımları arasında yerini almıştır.