Bazen beyazlarla kaplı yalnız bir kış gecesinde aşk karla camı çalar, bazen ılık bir bahar sabahı sessizce kapıdan çantasını alır... Gider ama ayak izleri bırakır ki göresin diye. . Tıpkı yolda giderken giymek istediğiniz elbiseyi kirli çamaşır sepetinin içinde buruşmuş gördüğünüz gibi... Tıpkı kahvenizi içtiğiniz andan itibaren en sevdiğiniz bardağın dağıldığını izlerken... şarkının bir kısmını dinliyorsun ama sözlerini unutuyorsun... Tek kelimeyle aşk, söz konusu olunca yokluğuna üzülüyorsun. Yokluğunda hissettiğin acılar içinde her gün ölürken... Bebekler büyüdükçe, İnsanlar ölme umuduyla kutudaki tozlu anıları unutur, en yakın komşular hareket eder, baharın çiçekleri solar, bahar kuşlar gider Yuvalarını yapar, sokaklar yön değiştirir, ahşap evler uçar, hayat peşinden gelir... Bir sabah, gözünü açıp hayatın sana ait olmadığını gördüğün an, kalbini ziyaret ettiğin an... Karşılaşmadığınız o kapının arkasında ayak izlerini gördüğünüz an, sizi orada saatlerce beklediğini söyleyecektir..... Ama içindeki bebeği büyütmeden, içmeden öldürmenin ne anlamı var Öldürdüğün bebek ağlamasın diye her gece gözyaşı... Aşkınla yeniden karşılaşmanın ne anlamı var ???? Aşktan yorulduğunda veda edersin... İstesen de bir daha sevemezsin... Sadece istemek ve sadece istediğini sevmek yetmez... Eğer yutacak kadar güçlü değilsen... her nefes alışında boğazını kesecek kalbinin kırık parçaları... Böyle zamanlarda güçlü olmak işe yaramasa da... Hayatın bir köşesine sevgisiz sarılıp her gece ölmeye devam edeceksin çünkü. ... İhanetle, ihanet etmeden yaşarsan, devam etmen gerekir... Yükümlülükler senin gibi asla ölmez... Vardır... İnanç için basit ve sade çarpan o kalp...