Papalagi'nin yaşamı, Savaii'ye elçi giden ve kıyıdan ayrılır ayrılmaz düşünceye koyulan bir adama benzer. "Savaii'ye varmam ne kadar sürer acaba?" Düşünür, ama yolculuğunun akıp gittiği o güzelim çevresini görmez.
Diyelim ki güneş pırıl pırıl parlıyor, "Güneş ne güzel parlıyor" diye düşünmeye başlar Papalagi. Ama bu yanlıştır işte. Büyük bir yanlış hem de. Akıllı bir Samoalı güneşin sıcak ışıkları altında kollarını, bacaklarını gevşetir ve hiçbir şey düşünmez.
Işin aslına bakarsanız, Papalagi'nin düşünmek dediği o bilmek işine fazla kafa yormadığımız doğru. Ama, hele bir sormak gerek, acaba pek düşünmeyen mi aptal, yoksa çok fazla düşünen mi?
Gazete aynı zamanda bir tür makinedir. Her gün yeni düşünceler üretir. Tek bir kafanın üretebileceğinden çok daha fazlasını. Ama bu düşüncelerin çoğu gururdan ve güçten yoksun zayıf düşüncelerdir. Kafamızı bol besinlerle doldurur, ama güçlendirmez.
Eğer makine ben elimi bile sürmeden yenisini yapacaksa, ben tanoa'mı, şimdi sevdiğim gibi sevebilir miyim? İşte, makinenin içindeki bela budur. Papalagi hiçbir şeyi sevemez, makine her şeyin aynısından bir daha yapabilirken nasıl sevsin ki?