İnsanın çocuksu, temiz vicdanı tohumun içindeki öz gibidir. Bu öz olmadan hiçbir tohum gelişemez ve bizleri ileride ne beklerse beklesin, insanlar yaşadıkça hak, doğruluk denen şey de orada var olacaktır.
Yalnız yolculuk yapan insan gerçekleşmemiş düşlerini, geçip giden yıllarını, deli gönlün eski taşkınlıklarını anımsayıp neler neler mırıldanmazdı ki? Erişilmemiş nice istek insanın ruhunu tatlı bir kederle doldururdu. Oysa ne kederde bir çare vardı ne de geçmişi düşünmekte. Ruhun varlığını duyması, kendini tazelemesiydi bu.
Aman, oğlum, insan aklıyla değil, zenginliğiyle göz kamaştırmaya çalışırsa sonu kötüdür.
(…)
Aman, oğlum, övgü düzme yarışına çıkan şarkıcıların sonu kötüdür; bunlar sonunda şarkıcıların düşmanı olmaktan çok şarkının canına okurlar.
(…)
İşte oğlum, atalarımız, zenginliğin sonunda kendini beğenme, kendini beğenmenin sonunda da çılgınlık gelir, derlerdi.
(…)
İşte oğlum, paranın sözünün geçtiği, tatlı sözün değerini yitirdiği yerde güzelliğin anlamı kalmaz.
Beyaz Gemi (Cengiz Aytmatov, s. 71-73)