Kötü anılar genelde yağmurlu ve soğuk gecelerde diye başlar. En azından ninemin anlattığı masallarda öyleydi. O günse hiç yağmur yoktu. Küçük bir yağmur bulutu bile gökyüzünde yer edinmemişti. Tüm maviler güneşin kızıllığına karışmıştı. Hava da soğuk değildi. Hani pembe dizilerde kızıl bir gökyüzü olur ya, taze bir yaz esintisi ve kuşların neşeli cıvıltısı... İşte, öyle bir gündü. Her şey kötü olayların değil, güzelliklerin başlangıcı gibiydi. Korku filmlerinde olduğu gibi birden kararmadı hava. Gökyüzünü kızgın bulutlar istila etmedi, yıldırımlar çakmadı ya da kuşlar şarkı söylemeyi bırakıp ağaçların arasında uçuşmadı. O gün kötü sayılabilecek hiçbir doğal afet yaşanmadı. Akılda daha kalıcı olması için belki de yaşanmalıydı ama o gün için bunlardan hiçbiri yoktu. Başıma hayatımın felaketi gelirken evren bana burun kıvırır gibi keyfinden hiç ödün vermedi. O gün bunu haksızlık olduğunu düşünmüştüm ve hâlâ öyle düşünüyorum.