Sümerliler yaklaşık 2000 yıl önce görkemli geçmişlerini kayıt altına almaya başladı. Bugün, hâlâ bu insanların nereden geldiğini bilmiyoruz. Ama onların, yarı medeni bir halka, ileri bir kültür getirdiğini söyleyebiliriz. Onların tanrılarını dağların tepesinde aramış, o coğrafyada dağ yoksa bile düzlüklere suni “dağ”lar yapmıştı. Uzay bilimleri konusunda üst seviyedeydiler. Gözlem evlerinde ayın dönüşüme dair yaptıkları hesaplar, günümüzdekilerinden yalnızca 0,4 saniye şaşmıştı. Daha sonra ayrıntılı olarak bahsedeceğim Gılgamış Destanı’nın yanında, heyecan verici bir şey daha bırakmışlardı. Eski Ninova, yani Kuyuncik’te günümüz rakamlarıyla 195.955.200.000.000 olarak ifade edebileceğimiz bir hesap ! On beş haneli bir rakam ! Batı medeniyetinin atası sayılan Yunanlar, uygarlıklarının en parlak döneminde bile 10.000 sayısının üstüne çıkamamış, ötesini “sonsuz” diye nitelendirmişlerdi.
Şu ana dek, hiçbir bilim insanı yüksek teknolojili cihazlarıyla Tiahuanaco ‘da, Sacsayhuaman’da, efsane şehir Sodom’da yada Gobi Çölü’ndeki radyasyonu ölçmeye yeltenmedi. Çivi yazılarında, Ur şehrinde bulunan tabletlerde ve insanlığın en eski kitaplarında, gökyüzünden araçlarla inen, yıldızlardan gelen, silahlanıp gezegenlerine geri dönen “Tanrılardan” bahsediliyordu. Neden bu eski “Tanrıları” araştırmıyoruz ? Radyo-astronotlarımız, bilinmeyen canlılarla iletişim kurmak için uzaya sinyal gönderip duruyor. Neden araştırmamıza çok daha yakınımızdaki izlerden başlamıyoruz ? Hiçbiri göremeyeceğimiz yerlerde değil, aksine gözümüzün önünde, elimizin altında bekliyor.
Samanyolu’ndaki yıldızların sayısı tahminen 30 milyardır. Günümüz gök bilimcilerine göre, bunların 18 milyarında gezegenler sistemi bulunur. Bu sistemler arasındaki mesafeden dolayı, gezegenlerin yalnızca yüzde birinin bir yıldız yörüngesine denk geldiğini varsaysak bile, yine de üzerinde hayat bulunabilecek 180 milyon gezegenle karşı karşıya kalırız. Bu rakamın yüzde birinde insanoğlunun zekâsına denk canlılar yaşadığını hesap edersek, Samanyolu’nda yaşayan 18.000 medeniyet varlığını düşünebiliriz.
Samaş ! Bütün gökyüzünün aydınlatıcısı, karanlıkların öncüsü,
Yukarının ve aşağının önderi…!
Parlaklığın ağ gibi sarar dünyayı
Ve en uzak tepelere kadar tüm karanlığı aydınlatır !
Ortaya çıktığını gördüklerinde tanrılar ve demonler neşelenir,
Ve İgig’ler hep birlikte varlığınla neşelenir !
Işıkların gizli olan her şeyi egemenliği altına alır,
Ve insanların hali senin ışığında ortaya çıkar…!
Her varlık senin görkemine imrenir:
Uçsuz bucaksız bir ateş gibi evreni aydınlatıyorsun…
Şöhretin uzak dağları kapladı,
Ve parlaklığın engin yeryüzünü doldurur !
En yüksek tepelere tüneyen sen, dünyayı gözetlersin
Ve gökyüzünün ortasından ortasından, evrenin dengesini desteklersin…
Yaşayan tüm canlıları güdersin:
Yukarıda ve aşağıda tek çoban sensin !
Gökyüzünden tam zamanında geçersin,
Her gün bitmez tükenmez yeryüzünü arşınlarsın,
Açık denizi, sıra dağları, dümdüz ülkeyi…