Alpay Özman

Alpay Özman
@Alpayozman
2000’lerin ortalarında Danimarka’da bir gıda şirketinde görevli iki araştırmacı peynir ve yoğurt üzerinde çalışırken bazı bakteri türleri nde, istilacı virüsleri felç etmek için virüslerin genomlarını kesen bir sistem fark ettiler. Bakteriler, virus saldırılarına karşı özel savunma sistemleri geliştirmişlerdi. Bu iki düşman arasındaki çetin savaş o kadar uzun süredir devam ediyordu ki virüslerin özellikleri bakterilere, bakterilerin özellikleri virüslere göre evrilmişti. Bu düşmanlık genlerine kazınmıştı. Virüsler bakterileri istila edip öldürmek için genetik mekanizmalar geliştirmiş, bakteriler de kendilerini savunmak için başka mekanizmalar geliştirmişti. İyi bir viral enfeksiyon, saatli bomba gibiydi. Bir bakteri birkaç dakika içinde bomba etkisi hale getirmezse kendi de patlardı. Bir tür moleküler sustalı bıçak diyebileceğimiz bu sistem, istilacı virüsleri dna dizilerinden tanıyor, ardından virüsün DNA’sını gelişigüzel yerlerinden değilde hep belli yerlerinden kesiyordu. Kısa bir süre sonra bakteri savunma sisteminin en az iki kritik bileşeni içerdiği anlaşıldı. Bunların birincisi “arayıcı” idi. Bu arayıcı RNA virüs DNA’sının ayna görüntüsüydü. Sanki bakteriler kendilerini yok eden virüsün resmini çekmiş ve bu işe karşı bir koruma geliştirmişti. Savunma sisteminin ikinci elemanı ise “infazcı” idi. Viral DNA fark edildiği anda bakterideki Cas9 adlı bir protein bölgeye geliyordu ve kesme işlemine başlıyordu.
Sayfa 340·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
EK hücreler ayrıca laboratuvarda organizmanın embriyosundan alınıp petri kaplarında çoğaltılabilirler, tüplerde dondurulup tekrar ısıtıldıklarında hayata dönebilirler, ayrıca genomlarına kolayca yeni genler eklenebilir veya varolanlar çıkarılabilir. Erken embriyonun hücreleri ile karıştırılıp farenin rahmine konduklarında, bu hücreler bölünüp katman oluşturmuşlar ve her türlü hücreye dönüşmüşlerdir. Sonra da bu dönüşen hücreler organları oluşturacak şekilde organize olmuşlar ve çok katmanlı, çok hücreli organizmayı ortaya çıkarmışlardır; yapay bir fare embriyosu ! EK hücrelerin bir başka kolaylığı da genomun hedeflenen noktalarında değişiklik yapmayı mümkün kılmıştır. Hatta bizzat genlerin içinde genetik değişiklikler yapma imkanı vermiştir. Bu sayede insanoğlu bir eşi daha geçmiştir. Artık bu hücreler sayesinde araştırmacılar istedikleri bir gün manipüle edebiliyor, bu genetik değişikliği genomda kalıcı hale getirebiliyor ve kuşaktan kuşağa aktarabiliyordu. Laboratuar kabında hızlandırılmış evrim denen bu süreç doğal mutasyonları, insan eliyle ve istenen hedefe doğru yapılabilir hale getirmişti. Genlere değişen hayvanlara transgenik hayvanlar dendi. 1990‘ların başında yüzlerce laboratuvarda transgenik fare soyları yaratıldı. Genomuna, denizanası geni sokulmuş fareler karanlıkta mavi ışık altında parladılar. Büyüme hormonu geni verilen fareler normalin iki katı büyüklüğüne ulaştı. Ancak genlerindeki değişiklikler yüzünden Alzheimer, epilepsi, erken yaşlanan fareler de ortaya çıktı. Etkin kanser genleri taşıyan fareler tümörlerle dolup taştı, buda biyologlara insanlardaki kanserleri incelemek için bu farelerle çalışma fırsatı verdi. 2014’te araştırmacılar beyindeki nöronlar arası iletişimi kontrol eden bir gende mutasyon taşıyan fareler yarattılar. Bu farelerin hafıza
Sayfa 338·Kitabı okudu
Anunnakiler bize müdahale etmişlerse şu anki bilgimize göre bu, Embriyonik kök hücre aşamasındayken olmuştur. O yüzden size kök hücre ve embriyonik kök hücre devriminden bahsedeyim. Organizmadaki hücreler çeşitli nedenlerle ölünce bu ölü hücreleri yeniler ile değiştirmek için organların yeni hücre yapma yöntemlerine sahip olması gerekir. İşte bu işlevi kök hücreler yerine getirmektedir. Kök hücre, kendine has iki niteliği olan özel bir hücre tipidir. Birincisi farklılaşarak sinir hücresi veya deri hücresi gibi diğer özelleşmiş hücre tiplerine dönüşebilir. İkincisi ise, kendisinin kopyalarını yaparak kendini yenilebilir. Oluşan yeni kök hücreler de tıpkı diğer kök hücreler gibi belli bir organın işlevsel hücrelerine dönüşebilir veya kendilerini yenileyebilir. Kök hücre, Kendi doğurganlığın hiç yitirmeden sürekli çocuklar, torunlar, üçüncü kuşak torunlar üreten bir nine gibidir. Bir doku veya organın hücreleri için sonsuz bir rezervuar görevi görür. Çok hücreler sınırlı alanlarda bulunur ve sınırlı üretimler yapar: örneğin kemik iliğindeki kök hücreler yalnızca alyuvar üretir. Fakat bir de embriyo halinde oluşan kök hücreler vardır ki bunlara embriyonik kök hücre ya da EK hücre denir. Bunlar her hücre tipine dönüşebilir. Bu dönüşüm özelliğine pluripotent denmiştir.
Sayfa 337·Kitabı okudu
Çok acılı, çok yorgun geldin buraya Gılgamış, Sana ne versem ki yurduna dönerken ? Bir gizi açayım sana Gılgamış, İnsanoğlunun bilmediği bir gizi: Bir ot var, kökü dikenli bir ot, Dokunmaya gör parmaklarına batar, Böğürtlen dikeni gibidir dikenleri İşte ele geçirirsen bu otu Ölümsüz yaşamı avucunda bil !
Sayfa 336·Kitabı okudu
Size günümüz teknolojisi ile çözebildiğimiz kadarıyla genetik hafızayı anlatayım. Mary Lyon adındaki bir araştırmacı, 1961’de dişi fareler üzerinde yaptığı deneylerde İlginç sonuçlar elde etmişti: dişilerdeki iki tane X kromozomundan biri üzerine konan işaretlerle dalgalanıyor ve susturuluyordu. Bu her hücre için rastgele seçiliyordu. Birinde babadan gelen X, diğerinde anneden gelen X susturuluyordu ve bu belirli bir etkiye neden olmuyordu. Tabii ki eğer gözle görülen özelliklerden biri, X hücresinin üzerindeyse işler değişiyordu. Mesela kedilerde deri rengini belirleyen genler X hücreleri üzerindedir ve susturulan bir X kromozomundaki gen siyah rengi dışa yansıtırken susturulan komşu X kromozomundaki gen beyaz rengi varsa ortaya mozayik bir deri çıkar. Bu susturucu etiketleri, metil etiketler denmiştir.
Sayfa 333·Kitabı okudu