EK hücreler ayrıca laboratuvarda organizmanın embriyosundan alınıp petri kaplarında çoğaltılabilirler, tüplerde dondurulup tekrar ısıtıldıklarında hayata dönebilirler, ayrıca genomlarına kolayca yeni genler eklenebilir veya varolanlar çıkarılabilir. Erken embriyonun hücreleri ile karıştırılıp farenin rahmine konduklarında, bu hücreler bölünüp katman oluşturmuşlar ve her türlü hücreye dönüşmüşlerdir. Sonra da bu dönüşen hücreler organları oluşturacak şekilde organize olmuşlar ve çok katmanlı, çok hücreli organizmayı ortaya çıkarmışlardır; yapay bir fare embriyosu !
EK hücrelerin bir başka kolaylığı da genomun hedeflenen noktalarında değişiklik yapmayı mümkün kılmıştır. Hatta bizzat genlerin içinde genetik değişiklikler yapma imkanı vermiştir. Bu sayede insanoğlu bir eşi daha geçmiştir. Artık bu hücreler sayesinde araştırmacılar istedikleri bir gün manipüle edebiliyor, bu genetik değişikliği genomda kalıcı hale getirebiliyor ve kuşaktan kuşağa aktarabiliyordu. Laboratuar kabında hızlandırılmış evrim denen bu süreç doğal mutasyonları, insan eliyle ve istenen hedefe doğru yapılabilir hale getirmişti. Genlere değişen hayvanlara transgenik hayvanlar dendi. 1990‘ların başında yüzlerce laboratuvarda transgenik fare soyları yaratıldı.
Genomuna, denizanası geni sokulmuş fareler karanlıkta mavi ışık altında parladılar. Büyüme hormonu geni verilen fareler normalin iki katı büyüklüğüne ulaştı. Ancak genlerindeki değişiklikler yüzünden Alzheimer, epilepsi, erken yaşlanan fareler de ortaya çıktı. Etkin kanser genleri taşıyan fareler tümörlerle dolup taştı, buda biyologlara insanlardaki kanserleri incelemek için bu farelerle çalışma fırsatı verdi. 2014’te araştırmacılar beyindeki nöronlar arası iletişimi kontrol eden bir gende mutasyon taşıyan fareler yarattılar. Bu farelerin hafıza