Alpay Özman

Alpay Özman
@Alpayozman
Persepolis’teki Behistun Yazıtı’nın üçüncü dili ile Ninova’dan çıkan yazıtların dilinin aynı olması araştırmacıların büyük şevkle çalışmalarına vesile olmuştu. Sir Henry Rawlinson’un, 1846 yılında Behistun Yazıtı’nın ilk dilinin Eski Persçe olduğunu açıklayıp çözümünü yayınlamasıyla araştırmacılar, üçüncü dili çözmeye bir adım daha yaklaşmışlardı. Sonunda beklenen haber 1850 yılında İrlandalı şarkiyatçı Edward Hincks’ten geldi. Hincks’in bulduğu alfabe, Behistun Yazıtı’nın çevrilmeyen diline uygulandığında metin hem okunabildi hem de Babilce ve Asurca adında bir dil olarak yazılmış olduğu anlaşıldı. Nihayet Behistun Yazıtı’nın üçüncü dili çözülmüş ve Irak’tan çıkarılan tabletler üzerinde denenmeye başlanmıştı. Irak’tan çıkarılan bu tabletler kolaylıkla okunabildiğinde iki ayrı kadim devletin varlığı keşfedildi: Asur ve Babil ! İnsanların sadece Tevrat’tan duydukları bu ülkeler artık resmen keşfedilmişti. İnsanlık Babil’i, Asur’u, Sümer’i ve onlardaki üstün medeniyeti öğrendi. Erek, Nippur gibi Tevrat şehirleri, gün yüzüne çıkmış oldu. Asur ve Babil iki ayrı devlet olsa da yazı dilleri çok yakındı. Bir müddet sonra bu iki dilin, Akad adında bir dilin kolları olduğu anlaşıldı. Evet, sonunda Behistun Yazıtı’nın üçüncü dilinin Akad dili olduğu açıklandı.
Sayfa 320·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Kısmet ! Ne zararlı bir kelimedir ve ne kadar çok felaketlere sebep olmuştur. Kuran’ın hiçbir yerinde kısmet fikrine yer verilmez. Ancak son asırlarda tembellik ve akılsızlık sebebiyle “Kısmet” kelimesi lisanımızda bugünkü ölçüsünü almıştır. Zayıflık ve uyuşukluk özrünü kapatmak için de “İnşallah” çok rahat kullanılan bir kelime olmuştur. Hz. Muhammed müminlerine, Allah’a kul olmayı emreder ama aptalca bir kadercilik şeklinde değil. Allah büyüktür. Rahimdir, fakat her kulunun günlük işleriyle uğraşmaz. Herkes düşünmeye ve çalışmaya mecburdur. “Ekemeyen biçemez, çalışmayan yiyecek ekmek bulamaz.”
Sayfa 317·Kitabı okudu
“Bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması sağlanacak ve bu dine “Ilımlılık” denecek. Yani tüm dinler gerçek özündeki sevgiyi yansıtır hale gelerek savaşlardan ziyade ılımlı bir anlayış benimseyecek. Bu gayeyle, sevgi ve saygıya dayalı bir anlayışı anlatan gerçek İslam’ın ortaya çıkması ve bundan çıkar elde edenlerin elenmesi sağlanacak. Ancak bu aşamaya kadar gelen bölge insanı için birçok sıkıntı baş gösterecek. Yine de Müslümanlar, Hristiyanların şu son 300 yıldır yaşadığı kanlı sürecin pek azını yaşayacak. Bu amaçla Yahudiler Kudüs’te toplanarak tüm bölge insanlarıyla savaşmaya başlayacak. Petrol zengini ülkeler savaşı kaybettiklerinde, kendi zenginliklerini de kaybedecekleri korkusuyla inançlarından ödün vermeye başlayacak. Bir zaman sonra yahudilerin devletinin tüm dünyayı yönettiği algısı yayılacak ve insanların gözünde yenilmez bir güç algısı yaratılacak. Herkes bu algıya odaklanmışken arka planda ılımlı bir İslam’ın kitlelerce kabul görmesi sağlanacak. Bu çerçevede çevre ülkelerin kralları ve tarikatlar paraya boğularak zenginliğin inançla sınavı herkese gösterilecek. Onlara destek veren liyakatsız insanların da devlet kurumlarında yönetici olarak atanması, bu insanların inançlarından ödün vererek fanatik siyaset anlayışını benimsemeleri sağlanacak. Bir zaman sonra da Arabistan’dan başlayacak bir kadın devrimi tüm İslami çevreyi saracak ve bununla birlikte Mekke de yabancı turistlere açılacak. Hatta bir çok kişi oradaki enerji hatlarından ve maneviyatından etkilenerek Müslüman bile olacak.”
Sayfa 316·Kitabı okudu
Anunnaki genleri bazı insanlarda yoğun miktarda bulunur. İşte o insanlar, on ay on günde doğmaya ve doğurmaya meyilli olur.
Sayfa 309·Kitabı okudu
Zaman değişip Şamanizm önemini yitirmeye başladığında, şamanlar yetkilerini bir kenara bırakarak yollarına Ozan ve şifacı olarak devam etmişlerdir. Modern tıp henüz gelişmemişken ve hastaneler bu kadar yaygın değilken Anadolu’da şifa veren çok çeşitli insanlar olduğunu görüyoruz. Lokman Hekim, Sağaltıcı, Otacı, Ebe, Ana, Kam Ana, Şifacı, Kırık-Çıkıkçı, Yıldıznameci, Falcı, Kâhin, Görücü, Hoca, Cadı veya Cazı gibi… Her biri kendi alanında uzmanlaşmış bu kişiler şamanik şifa geleneğinin bir parçasıdır. Onlar aslında zamanın şifacıları, doktorları, hemşireleri, tabipleridir. Bu yüzden Anadolu’nun neresine giderseniz gidin, günlük yaşamdan dini yaşama kadar gelenek ve göreneklerin içinde şamanların kültürel miraslarına rastlayabilirsiniz. Anadolu şifacılığının en eski kökeni olan Şamanizm diğer adıyla Kamlık geleneği, aslında deneyime dayalı bir doğa ve yaşam felsefesidir. Bu yaşam biçimi doğayla barışık toplumların ortak kültürüdür. Onlar hem kendi canlarının, hem hayvanların, hem bitkilerin hem de evrensel bilincin farkında olarak yaşarlar. Bizler bugün şifalanmaya çok fazla ihtiyacımız olduğu bir dönemden geçiyoruz. Çünkü doğadan ve doğal olandan uzaklaştık. Bu yüzden de geçmiş kültürlerin izini bulup tekrardan gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz. Örneğin bugün başka kıtalardaki yağmur ormanlarına gidip şaman ayinlerine katılmak isteyenlerin oldukça fazla sayıda olduğunu görüyoruz. Oysa Şamanizm’in kökeni Anadolu topraklarına bugün hala canlıdır. Aslında Şamanizm bugün bütün dünyada yeniden keşfediliyor diyebiliriz. Hem bilimsel akademik çalışmalarda hem de toplumsal alanda… Kızılderililerin, Mayaların, Kamların ve dünyanın birçok yerindeki yerli halkların bizlere bıraktığı bu kadim bilgeliği anlamak ve deneyimlemek isteyen herkes biraz kökenini, atalarını araştırıp iz
Sayfa 297·Kitabı okudu