Ancak burada bir yıl olarak ele aldığım, aslında Ay yılıdır, yani sadece 30 günden ibarettir. Bizim bugün bir ay dediğimiz zaman dilimini Mısırlılar eskiden bir yıl sayıyorlardı. Bir başka yerde, “ Toplam 11 bin yıl etmekte, ama bunlar aslında aylık dönemlerdir, yani toplam 11 bin aydır.” Demiştir. Ayrıca “böylece altı kuşak ve altı hanedan boyunca insanlar arasına karışmış olan tanrılar yönetimi, her bir ayın 30 günlük çevrimlerinden oluşan yıllar halinde hesaplanmıştır. Ay yıllarının toplamı 11.895’tir, yani 969 Güneş yılıdır,” demiştir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yaklaşık M.Ö. 1100 civarlarından M.Ö. 8. Yüzyılın ortasına kadar yazıya dair hiç bir kanıt yoktur elimizde. Yaklaşık M.Ö. 750 de ortaya çıkan yazının kaybolan yazıyla da hiçbir bağlantısı olmadığı da açıktır. Yazının sonraki dönemde bambaşka bir kaynaktan geldiği anlaşılmaktadır. Harflerin, yani yazı tasarımının ve düzeneğinin Asya’dan, Fenikelilerden alındığını tahmin ediyoruz. Bugün Lübnan toprakları olan bölgeden gelen bu yazı stilinin Sami kökenli olduğu anlaşılmıştır. Yunan topraklarında yaşayanların M.Ö. 1100 ila 750 arasında tamamen cahil olduğunu ve hiç yazılarının olmadığını biliyoruz. Bu sebepten dolayı araştırmacılar tarafından bu döneme “Karanlık Çağ” adı verilmiştir.
Bunlar Yeruşalim’de krallık yapan Davutoğlu Vaiz’in sözleridir:
“Her şey boş, bomboş, bomboş ! Diyor Vaiz.
Ne kazancı var insanın Güneş’in altında harcadığı onca emekten ?
Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer, ama dünya sonsuza dek kalır.
Güneş doğar, güneş batar, hep doğduğu yere koşar.
Rüzgar güneye gider, kuzeye döner,
Döne döne eserek hep aynı yolu izler.
Bütün ırmaklar denize akar, yine de deniz dolmaz.
Irmaklar hep çıktıkları yere döner.
Her şey yorucu, sözcüklerle anlatılamayacak kadar.
Göz görmekle doymuyor, kulak işitmekle dolmuyor.
Önce ne olsuysa, yine olacak.
Önce ne yapıldıysa yine yapılacak.
Güneşin altında yeni bir şey yok.
Var mı kimsenin, “Bak bu yeni!” Diyebileceği bir şey ?
Her şey çoktan, bizden yıllar önce de vardı.
Geçmiş kuşaklar anımsanmıyor,
gelecek kuşaklarda kendilerinden sonra gelenlerce anımsanmayacak.
Mondros Mütarekesi’nin Akhaların Başkomutanı Agememnon’un adı verişmiş olan zırhlıda imzalatılması, Atatürk ve Fatih Sultan Mehmet’in Çanakkale ziyaretlerinde “Hektor’un öcünü aldık” demesi birer mesaj mıydı ?
Mısırlı rahipler Solon’a “Ey Solon! Bildiğiniz tarih çocuk masalı bile değildir” derken tüm bunları mı kastediyorlardı diye sorarak Atamızın bir anısıyla yazımızı sonlandırıyoruz. “ 13 Nisan 1934 Bergama Asklepion Tiyatrosu’ndaki Antik yerler gezilirken Osman Bayatlı ve Alman Arkeologlar Atatürk’e açıklamalar yaparlar. Eski Yunan ve Roma uygarlığı üzerine hayranlık derecesine varan anlatımlar yapıldıkça Atatürk sıkılmaya başlar ve sonunda der ki; “ biraz daha kazarsanız, Türk’ün çarığı çıkar.”