Herkes yaşar bir yerde,
Meyhanede, evde, sokakta.
Bizim derdimiz yalnızlık,
Bizim derdimiz başka.
Gece faslıdır artık,
Dağılır herkes yerine.
Ya kadınlar derdimiz, ya şarkı
Geceden geceye.
Geçen yıl da Haziranın sıcak günlerinde
Çocuktum, böyle aşıktım.
Rüzgarlar yakardı ayak bileklerimi,
İçimi en güzel sevdalar sarmıştı,
Caddelerde gider gelirdim.
Başlar yalnızlık ve gece,
Önce denizden.
Ya parktayız, ya meyhanede;
Bir parça daha harcarız gençliğimizden…
Görünmez caddeler ışıktan
Görünmez karanlıkta parklar.
Tam içilecek zamanıdır şarabın,
Kadınların en güzel saatidir,
Bir garip hali vardır insanların.
Yosun kokusu, rüzgâr,
Gezinirken duyduğumuz.
Hava sıcak mı sıcak,
Temmuz.
Uzanır kırlara doğru,
Yalnızlığı olan.
Bu saatte sessizlik acıdır,
Gelecektir parka yalnızlığı duyan…
Mısır’da M.Ö. 2500 yılından beri aynı anda üç takvim kullanılmaktaydı; bunlardan ikisi Ay, birisi Güneş takvimiydi. Ay takvimindeki tarihler dini amaçlar için, şenliklerde ve anıtlardaki yazıtlarda kullanılıyordu. Herodot, Solon ya da Manetho’nun Mısırlı rahiplerle görüşürken duyduğu tarihler Güneş yılına göre değil dini amaçlarla kullanılan Ay yılına göre hesaplanmıştı. Kısacası, rahiplerin bir yıl dedikleri esasında bir aydı. Ay yılları 12,37’ye bölünerek Güneş yılına çevrilebilir. Atlantis metninde yer alan 8000 Ay yılını Güneş yılına çevirirsek, Mısırlı rahibin anlattığı olayların M.Ö. 1207’de olduğunu görürüz. Paros’ta bulunan kronolojik bir çizelge olan Parya mermerinde Truva Savaşı’nın tarihi M.Ö. 1208 olarak verilmiştir.