Zira insan sevdiğine karşı kör, sevmediğine karşıysa paronayaktır. Bu sebeple sevdiklerinin -inandıkları dinin- kusurlarını göremez, sevmediklerinin -diğer dinlerin- ise her şeyini kusur sayarlar.
Dinler tarihi incelendiği zaman görülüyor ki; bu fikirlerin soruşturulmasıyla önce Tanrı'nın ne olduğuna dair çeşitli hipotezler kurgulanmış, ardından da Tanrı'ya bir karakter giydirilmiş. Böylece Tanrı, daha da bilinebilir kılınmış, öyle ki ne kadar bilinebilmişse bir o kadar da tapılmış. Lakin, bilmenin sonu olmadığı için Tanrı da günden güne, toplumdan topluma değişmiş ve daha fazla bilmek isteyenler felsefeyle, zaten bildiğini zannedenler ise din ile uğraşmışlar.
Dinin egemen olduğu bir dünyaya doğar, adeta onsuz bir hayatı hayal edemez şekilde büyürsünüz ve kendi aklınızı kullanmaya başlayabileceğiniz yaşlara geldiğiniz zaman ise, -biraz da cehennem korkusuyla da bastırılmış olmanın yardımıyla- sorgulamaya korkarsınız.
Dini "çürütmek amacıyla" okumanızda bir beyis yoktur. Çünkü din hakikati sunduğunu iddia ettiğine göre, siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın çürümemelidir. Dolayısıyla imanlı dindarların bu sorgulayıştan korkmaları gerekmez. Bilakis sorgulayanları desteklemeleri gerekir ki; sorgulayanlar "dinin koca duvarlarına" tosladıkları zaman, dindar olanlar övünebilecek bir şey bulsunlar.