Zaten toplumların dinlerini, kendilerine göre şekillendirdiği, tasarladığı ve dinler her ne kadar başlangıçta insanlığa hizmet için oluşturulmuş olsalar da, zamanla tam tersi bir şekilde insanların dine -din adamlarına- hizmet eder hale geldiği, birazcık olsun tarihi kurcalayan herkes tarafından görülebilir.
Aslında dini inceleyeceksek, buna insanı inceleyerek başlamamız gerekiyor. Çünkü dini yaşayan da, onu yaratan da insandır ve tıpkı Tanrı'nın insanı kendine benzer yarattığına inanıldığı gibi, insan da Tanrı'yı kendine benzer yaratmıştır.
İşte benzer şekilde katı bir inanç da, katı bir güvensizliğin işaretidir. Öyle ki, inandığı dini ya da Tanrı'yı tam anlamıyla sorgulamamış ve öğrenememiş olan insanlar, bu inançtan kopmaktan o kadar çok korkarlar ki, soru soran herkese karşı düşmanlık beslemeye başlarlar. Bununla da yetinmez, onlara öğretilen doğaüstü hikâyeler yüzünden en ufak kuşkuyu bile şeytânî var sayar ve akıl almaz işlere kalkışırlar.
Bu sebeple din, size sadece izin verilen soruları sorma hakkı tanır ve aykırı soru soranları ise imha eder, aksi halde kendisi imha olacaktır. Kısacası dinin gücü, korkutuculuğundan kaynaklanır.