Çağ diyorum..
İçinde bulunduğumuz şu çağ...
İnsanın maneviyat zırhını delip, hastalaştıran şu ruhsuz çağdan söz ediyorum üstadım...
Unutturulan köklü ve kâdim bir medeniyetimiz vardı, zengin kültürüyle mutlu ve huzurlu hayatla yaşayıp, yaşlandığımız; Taklit edilen yabancı bir medeniyete ve yabancı bir kültüre sahip çıkmamızla hem hasta hem ruhsuz kaldık mesala...
Merkezinde insanı ve adaleti barındıran hakiki bir ilmin ve bilmin kaynakları vardı; küresel sermayecilerin sunduğu sahte kurtuluş reçetelerine sahip çıkmamızla hem hasta hem ruhsuz kaldık mesala...
Samimiyetin, içtenliğin, vefanın, sadakatin ve güvenin üzerine bina edilen en güzel arkadaşlıklar, dostluklar, aşklar, komşuluklar, yeni nesiller, ayrılıkların olmadığı evlilikler ve huzurlu aile hayatlarının, ilişkilerin sıcaklığı vardı; Küresel sistemin çıkarcı ve sahte ilişkiler vizyonuna sahip çıkmamızla hem hasta hem ruhsuz kaldık mesala...
Her sabah evden iş hayatımıza çıkarken aşkla gider, geleceği inşâ edebilmenin azmiyle bir şeylerin sahibi olurduk, emeğin karşılığı vardı; şimdilerdeyse "çok iş, az para" ile elinde bir sıfırla borçlu bir hayatın modern kölesi yaptıklarında hasta hem ruhsuz kaldık mesala...
Bir zamanlar kalplerde Allah inancının vermiş olduğu korkuyla sözlerimizin ve yeminlerimizin bağlılığı vardı; Yalanlarla, yalan yeminlerle ve geçiştirici sözlerle, herkesin herkesi aldatması yoktu, Allah korkusunun yerine şeytanlığı enjekte ettiklerinde hem hasta hem ruhsuz kaldık mesala...
Kısaca üstadım..
Tüm anlamların ve tüm kavramların içinin boşaltılmasından tut.. Tüm insani vazifelerin değersizleştirilmesinden tut... Tüm canlılara ait dünya hayatlarının çalınıp, sömürülmesinden tut.. Şu hastalıklı ve ruhsuz çağın mimarlarından ve talebelerinden söz ediyorum...
Bildin mi...
O halde, insan