Sevgi, saygı ve güven yalnızca romantik kavramlar değildir;
düzenleyici duygulardır. Sinir sistemini yatıştırır, tehdit algısını azaltır, kişinin potansiyelini kullanmasını kolaylaştırır. Güvenli ilişkisel zemin olduğunda kişi savunmada kalmaz; gelişim moduna geçer.
Bu nedenle "duygular zayıflıktır" fikri psikolojik olarak
indirgemecidir. Duygular irrasyonel değil; regülatiftir. Karar verme süreçlerinde, motivasyonda ve bağ kurmada temel rol oynarlar. Akıl ve duygu birbirinin karşıtı değildir. Dinamik perspektifte duygu, zihinsel hayatın ham maddesidir; düşünce ise onun işlenmiş halidir.
Akıl-duygu çatışması diye adlandırdığımız şey çoğu zaman
bastırılmış duygunun geri dönüşüdür. Duyguyu dışladığımızda, o başka bir yerden konuşur: bedende, ilişkide, semptomda. Oysa duygu tanındığında ve sembolize edildiğinde, kişi daha bütünlüklü kararlar alabilir.
Duygular "tu kaka" değil; yaşantının kendisidir. Ve çoğu zaman iyileşme, duyguyu susturmakla değil, onu ciddiye almakla başlar.