Bu yazı bir incelemeden çok kişisel bir yazı oldu. Ama yazmazsam sanırım içimde kalacaktı bu sebeple yazıyı kitap günlüğü olarak kullandığım bu uygulamada paylaşmaya karar verdim.
Brandon Sanderson'la ilk Sissoylu serisi ile tanıştım ve kelimenin tam anlamıyla büyülendim. Kelimeleri okurken, kurduğu dünya, karakterler hatta arka planda çalan şarkı bile zihninizde iz bırakıyor etkiliyor. Fırtınaışığı serisi de benim için aynıydı. Hayatın kaotik anlarından sıyrılıp kendime ait olan zamanda kitabı açıp gittiğim dünyanın o tanıdık karakterleri, dokusu hatta kokusu. Bu bana her zaman iyi geldi. Serinin 4.kitabını ilk çıktığında aldım yıl 2022 ve tam 3 yıl boyunca elimi bile sürmedim bir şekilde hep bi meşguliyetim okumam gereken akademik kitaplarım vardı. Ve yıl 2025 mental olarak yorgun düştüğüm yetersizliği iliklerime kadar hissettiğim bu yıl kitabı okumaya karar verdim. 1 sayfa 10 sayfa 50 sayfa derken kitapta benim gibi hisseden düşünen başka biriyle karşılaştım. Kelimenin tam anlamıyla kendime kurduğum cümlelerin aynısını okudum. Ve daha ironik olanı bir terapist olarak travma alanında uzmanlaşmaya çalıştığım bu günlerde o da TSSB semptomları yaşıyordu. Semptomları analiz edip kafamda tedavi senaryoları yazarken okuduğum bir cümle benim düşüncelerime ilaç oldu. Bazen duymak istediğiniz sözleri söyleyecek birini ararsınız. Ben o sözleri buldum. Bu empatinin çok ötesinde bir histi benim için. Şimdilerde kitabı okumadığım o 3 yılın bir sebebi olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ve bunların dışında arka planda heyecanlı ve nefes kesen bir hikâye devam ediyordu. Ben o dünyaya yine nefes almak için girer olmuştum. Yazara sonsuz teşekkürler
Kitabın duygusal desteği dışında Roshar büyük savaşını verirken bu sefer iki tarafın gözünden olayları görme şansını yakaladığım için mutlu