1000Kitap Logosu
Oathbringer

Oathbringer

Fırtınaışığı Arşivi 3.Kitap

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET

Hakkında

1008 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 28 sa. 34 dk.
Adı
Oathbringer
Alt başlık
Fırtınaışığı Arşivi 3.Kitap
Çevirmen
Çevirmen
Çevirmen
Basım
Türkçe · Türkiye · Akılçelen Kitaplar · Ağustos 2019 (İlk yayınlanma: Kasım 2017) · Karton kapak · 9786052382349
Diğer baskılar
Oathbringer
Oathbringer
Yeni bir fırtına geldi. Kül ve kırmızı yıldırımlar dünyayı süpürüyor, kadim düşmanlarımızı uyandırıyorlar. İnsanoğlunun gözleri açılırken, düşmanın ruhunun gölgeleri olan Yaradılmamışlar hareketleniyor. Bu savaş onların düşündüğü gibi değil ve hiçbir zaman da olmamıştı. Yakında Dalgalar elimizde olabilir tekrar çünkü Işık bazılarına geri döndü ve bazılarına doğru parlıyor. Kayıpların kırdığı Yüzbaşı uzlaşmayı arıyor. Zulmün kırdığı Casus tamamlanmayı arıyor. Yeminlerin kırdığı Taştayürüyen hakikati arıyor. Hırsın kırdığı Hain özgürlüğü arıyor. Ve son olarak savaşın kırdığı Kral… O da geçmişi arıyor. Terk edilmiş olanı. Bilmemesi gerekeni. Çünkü o sırlar, onu da aynı kendinden önceki şövalyeleri ezdiği gibi ezip geçecek.

Okurlar

Kadın
% 38.8
Erkek
% 61.2
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
9.2
10 üzerinden
77 Puan · 12 İnceleme
1008 syf.
·
174 günde
·
Puan vermedi
Bunları söylemezsem içim rahat etmeyeceği için buradayım...!! Bu yazar neyin kafasını yaşıyor bilen varsa lütfen bana da söylesin tam olarak o kafadan istiyorum.... Zira bir kitaba aşık olan kalbimin şokunu başka türlü atlatamayacağım. Karakterlerin her birinin gelişimini izlemek, üstelik onları içselleştirerek izlemek çok keyifliydi. Adolin'i okurken ruhunuzun bir kısmı o oluyor sanki ya da Navani... Elbette okurken homur homur edip kafasına taş düşüp aklının başına gelmesini istediklerimde oldu ama yinede severek okudum kitabı. Son 150 sayfa özellikle sadece severek değil atılıp bayılarak okudum diyebilirim... O neydi öyle... Öte yanda kitap tam bin sayfa!! Bitmeyen kitap keşfettiği için yazarı kutlamak istiyorum:))) okuyorsun okuyorsun ama bitmiyor.... Duygudan duyguya sürükleniyor sürekli bir şeyler keşfediyorsun ve hayır hiç bir sayfayı atlayamıyorsun çünkü hepsi önemli:)) yazar sanırım bırakamayacağımızı bildiği için okurken kör olacağımızı biliyor... Açıkçası ilk iki kitabı okuduktan sonra hızlı başlasam da ara vermek zorunda kaldım çünkü eğer sele kapılırsanız akıyor ve kitabı elinizden bırakamıyorsunu... Off çok uzattım son olarak Sahallan... Kaladin ve Adolin... Siz ciddi misiniz ya!! Gerçekten mi!? Sonucu doğru bulsam da hadi ama yazar ne yani üç sayfada mı halledecektin....!!!!???
Oathbringer
9.2/10 · 136 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1008 syf.
·
22 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
“Ölümden önce yaşam, zayıflıktan önce güç, hedeften önce yolculuk.” Oathbringer... Sanderson beni bir kez daha şaşırttı. Parlayan Sözler’den sonra daha güzel bir şey okuyamayacağım konusunda oldukça emindim fakat Oathbringer tüm düşüncelerimi değiştirdi. Bu kitapta Roshar tarihinde daha derine inerken aynı zamanda büyü sistemini de daha iyi tanıyoruz. Sanderson’ın yazdığı her büyü sistemine hayran olmama rağmen Dalgalar’dan oluşan bu sistem beni büyüledi. Ama Oathbringer’ın benim için bu kadar etkileyici olmasının asıl sebebi, içerdiği “Cosmere mesajları” olabilir. Kimseye “spoiler” vermek istemediğimden bu mesajlardan çok bahsetmeyeceğim ama henüz kitabı okumadıysanız Savaşkıran’ı önce okumanızı öneririm! Tüm bu saydığım özelliklerin yanısıra, bu kitapta Dalinar’ın geçmişini öğreniyoruz — ki bu bile kitabı okumanız için yeterli bir sebep, diye düşünüyorum ben. Bildiğiniz üzere ülkemizde iki kitap arası beklediğimiz süre gereğinden fazla, bu yüzden kitap hakkında biraz daha ayrıntıya inmek ve gelecekte okuduğumda kitabı hatırlayabileceğim bir inceleme yazmak istiyorum. Tabii bu inceleme bir özete benzeyecek ama elimden geldiğince üstünkörü geçmeye çalışacağım. Buradan sonrasını kitabı okumamışlar okumasın: SPOILER UYARISI! (Biliyorum ki kitabı yeni okumuşlar da bir özet okumak istemeyecektir, bu yüzden derlememi atlayıp COSMERE KISMI’na geçebilirsiniz. Ben bu özeti gelecekte dönelim diye yapıyorum.) Kitap boyunca Dalinar’ın geçmişini incelemek oldukça ilgi çekiciydi: Nihayetinde karısı Evi’yi hatırlayışı, geçmişinde olduğu kişi... Bizim iki kitaptır tanıdığımız adama kıyasla çok farklı. Biliyorum ki hepimiz Dalinar Kholin’i şerefinden ötürü seviyorduk ve her ne kadar geçmişte farklı bir adam olduğundan sık sık bahsedilse de bunu hayal edememiştim. “Heyecan”ı hissettiği zamanlarda yaptığı şeyler, aslında Heyecan’la beraber büyüyüşü ve yaşadığı onca şey o kadar etkileyiciydi ki ilk defa birinin geçmişini okurken bu kadar heyecanlıydım. Bana göre Dalinar, seri boyu zihinsel olarak en büyük gelişmeyi gösteren karakter: Acısını dindirebilmek için Gecegözcüsü’nden anılarını almasını isteyen adamdan acılarını Garaz’a vermeyi reddeden güçlü bir adama dönüşüyor. Doğrusu, kitabın ismi Oathbringer diye Dalinar’ın öleceğini düşünmüş ve kitabın sonuna dek “lütfen ölme, lütfen ölme,” diye sayıklayarak okumuştum her sahneyi. Dokuz Gölgeli Şampiyon’dan bahsedildiğinde de Dalinar’ın o şampiyonla bizzat dövüşme türü bir çılgınlık yapacağından korkmuştum. Ama elbette, Sanderson bizi daha da şaşırtarak az kalsın Garaz’ın şampiyonunu Dalinar yapıyordu. Dalinar’la ilgili diğer bir dikkat çekici şey ise sonunda neyi “birleştireceğini” bulması. İlk kitaptan beri duyduğumuz “Onları birleştir” lafı, bu kitapta ortaya çıkıyor: Birleştirmesi gereken sadece Alethkar değildi, sadece ülkeler de değildi, üç alemi birleştirmeliydi. Fiziksel, ruhsal ve zihinsel. (Burada not düşmek istiyorum: Kitabın sonlarına doğru Dalinar bir toplantı sırasında yine “onları birleştir” sesi duyuyor ve Fırtınababa’ya neden bunu söyleyip durduğunu soruyor. Fırtınababa ise “ben bir şey söylemedim” diyor. Dalinar’a bunu söyleyen başka bir ses de mi var, yoksa sadece aklı mı karışıktı?) Bu sırada gelelim favori karakterlerimden bir öbürüne: Kaladin. Köprü Dört, Kaladin’e yakın durmak şartıyla bir nevi parlayanlara dönüşüyor. Kaladin kitabın başlarında ailesinin Dinmezfırtına’dan sağ çıkıp çıkmadığını öğrenmek için evine uçarak dönüyor ve “Oroden” adlı bir kardeşinin olduğunu öğreniyor. Daha sonra geri dönmeye çalışırken bir parshmen grubu onu kaçırıyor. Parshmenlerle geçirdiği kısa yolculukta liderlik vasfı fazlasıyla yüksek olduğundan hemen onlara önderlik ediyor ve bir süreliğine olayı onların gözünden görüyor. Parshmenlerin savaş isteyen yaratıklardan ziyade henüz özgürlüğü yeni tatmış köleler olduğunu anlıyor. Parshmenleri kamplarına bıraktıktan sonra oradan kaçıyor, kaçmaya çalışırken birkaç Kaynaşık’la dövüşüyor. (Not: Bu sahnede bir fırtına yaklaşmakta ve Kaladin birkaç saniyeliğine fırtınayı durduruyor.) Kaladin kaçıp Harap Ovalar’a döndükten sonra öğreniyoruz ki Moash da o civarlarda, beraber kaçtığı şu açıkgözlerle beraber. Moash’ın zihni oldukça bulanık, yaptığı şeyin doğru olduğunu kendine söyleyip duyuyor fakat bu sahnelerde içindeki pişmanlığı hisseder gibi oluyorsunuz. Her neyse, Kaynaşıklar Moash ve yanındakilerin Parekılıçlarını çalmak için Moashlara saldırıyor, Moash bir Kaynaşık’ı öldürerek Kaynaşıklar tarafından saygı görülesi bir konuma geçiyor. Bu sırada Harap Ovalar’daki Shallan ve Adolin, Parlayan Sözler’in sonunda Adolin tarafından işlenmiş Torol Sadeas cinayetini araştırıyor. Onlar bunu yaparken yeni cinayetler de işleniyor ve Shallan cinayetler arasındaki bağı keşfediyor: Her cinayet çift halde. Biri işlendikten sonra peşinden taklidi geliyor. Kişiliğini sayamayacağımız parçalara bölmüş Shallan’ımız da Peçe olarak işi biraz daha araştırıyor ve siyah bir silueti keşfediyor: Re-Shepir, Yaradılmamışlar’dan biri. Bu insanların şiddetini taklit eden bir Yaradılmamış. Neyse ki Shallan, zihinsel gücüyle bu yaratığı uzaklaştırmayı başarıyor. Shallan’dan bahsetmişken kitap boyu bana rahatsızlık veren şeylerden biri de kişilikleri. İlk başta bu fikri hoş bulmuş olsam da bir yerden sonra sapıttığını düşünüyorum. Kitabın başını okurken Shallan’ın Adolin’i sevdiğine emindim ama ortalara doğru Peçe’nin Kaladin’den hoşlandığını öğrendik. Daha sonra, Shallan hiç Adolin’i sevmemiş de Adolin’i seven Berrakhanım Parlayan’mış türü bir şeyler oldu. Kitabın sonunda Adolin’e geri dönmüş de olsa oraya gelesiye kadar geçen süreçte beni oldukça rahatsız etti Shallan ve tavırları. Jasnah ortaya çıktığındaki hareketlerinden bahsetmeyeceğim bile. Her neyse, Dalinar Urithiru’da politik süreçleri sürdürmeye devam ederken Elhokar, Kholinar’ı kurtarmak uğruna yola çıkmayı planlıyor. Yanına Kaladin, Shallan ve Adolin’i de alarak Kholinar’a gidiyor. Tahmin ettikleri gibi Kholinar ve Kholinar’daki yemin kapısı düşman tarafından ele geçirilmiş durumda. Üstelik şehirdeki sprenler değişiyor, normalden farklılar. Halk da kafayı yemiş durumda, sprenlerin dünyayı ele geçirdiği düşüncesiyle spren kılığına falan giriyorlar. Bu sırada Elhokar saraydaki eşi (Kraliçe Aesudan) ve oğlu Gavinor’u merak ediyor fakat sarayın üstüne bir karaltı çökmüş olduğundan saraya öylece giremiyorlar. Hedefleri saraya girip içerideki Yeminkapısı’nı açmak ve bunun için plan yapmaya başlıyorlar. Shallan ışıkörüsüyle binaya sızma planları kurarken Kaladin Kholinar’da şehri korumak için kalan son birliklerden birine katılıyor. Burada birliğin komutanı sahiden ilgi çekici bir karakter: Çivit. Parekılıcı yok olmayan ve üstünde elmas barındırmayan bir kadın general. (Çivit hakkındaki asıl düşüncelerimi en sona, Cosmere hakkında konuştuğum kısma bırakacağım.) Uzun planlamalar sonucunda saraya sızıyorlar. Tabii Kaynaşıklar’ı oyalamak için bir tür savaş ortaya çıkarıyorlar. Bu Kholinar’ın kazanamayacağı bir savaş fakat Yeminkapısı açılırsa Urithiru’dan ordu getirebileceklerini umuyorlar. Saraya girdiklerinde Kaladin ve Elhokar, Aesudan’ın odasına giriyor ve onun tamamen karanlık tarafından ele geçirildiğini fark ediyorlar. Tam emin olmamakla beraber Aesudan’ı delirtenin bir Yaradılmamış olduğunu söyleyebilirim. Aesudan’ın aklını yitirdiğinden emin olduklarında Gavinor’u da alıp gitme kararı alıyorlar ama onlar sarayın aşağı katına indiklerinde savaş çoktan ilerlemiş durumda. Bu sahnede Kaladin, beraber yolculuk ettiği parshmenler ve Çivit’in komutası altında beraber savaştığı tüm o adamların birbirini öldürüşünü izliyor. O uzun bir sürenin ardından ilk defa bir savaş sırasında tereddüt ederken Elhokar da oğlunu oradan kurtarmaya çalışıyor. Elhokar, etrafı sarıldığında parlayanların ilk yeminleri ediyor ve ne yazık ki yeminlerini tamamlayamadan Moash tarafından öldürülüyor. Her ne kadar Elhokar’a ikinci kitap boyunca sinir de olsam, ilk ideali söylerken ölüşü beni derinden etkiledi. Bilmiyorum, bu sadece bende mi var ama fantastik serilerde kralların/hükümdarların ölümleri her daim beni hüzünlendirmiştir, kişilikleri nasıl olursa olsun — ki Elhokar, gerçekten çabalıyordu. Bir kral olabilmek için uğraşıyordu. Tüm bunların üstüne Moash’ın bir de Kaladin’e köprü dört selamı verişi... Kitapta en hüzünlendiğim ve öfkeyle dolduğum sahne buydu sanırım. Adolin, Elhokar’ın ölümüne bakakalmış Kaladin’i kurtardıktan sonra Yeminkapısı’nı açmaya çalışan Shallan’ın yanına gidiyorlar. Shallan, kapıda bir Yaradılmamış tarafından durduruluyor: Sja-Anat. Sja-Anat kapıda tuzak olduğunu, uzak durmaları gerektiğini söylüyor fakat bizimkiler dinlemiyor ve Yeminkapısı’ndan geçiyorlar. Sja-Anat, onları öldürmemek için bir şekilde onları Shadesmar’a çekiyor. Shadesmar’da sprenler de fiziksel formlarında gözüktüğünden Kaladin ve Syl, Adolin ve Maya (Ölügöz), Shallan ve Desen, bir de Çivit Shadesmar’da uzun bir yolculuğa çıkıyor. Bizim üçlünün amacı Thaylenah’ya ulaşıp Yeminkapısı’nı çalıştırmakken Çivit Dikeysellik dediği bir yere gitme konusunda kararlı: O da konuşan bir kılıcı ve kılıcı Roshar’a getiren adamı arıyor. (Cosmere kısmında bahsedeceğim.) Bu sırada Urithiru’da politik işlerle uğraşan Dalinar, yavaş yavaş insan toplamayı başarıyor. Buradaki şaşırtıcı nokta, Dalinar’ın “birleşme” çağrısına ilk cevap verenin Taravangian olması. Kral Taravangian kendince dünyayı kurtarmayı dileyen bir adam ve eski kitaplarda kötü karakter olduğunu düşünmüş de olsam bu kitapta tuhaf bir şekilde sevdiğim bir karakter. Kendisi Gecegözcüsü’nden bir dilek istemiş zamanında (halkını koruyabilmek için): Üstün bir mantık ve üstün bir vicdan. Elbette Gecegözcüsü dilekleri lanetsiz vermediğinden ona istediklerini verdiği halde aynı anda kullanabilmesine izin vermemiş. İşte bu yüzden Taravangian bir gün zeki, başka bir gün aptal olarak uyanıyor. Zeki olduğu günlerde “Diyagram”la uğraşıyor. Issızlıkları incelediği bir şey bu diyagram. Taravangian’dan sonra Dalinar diğer kral ve kraliçeleri görülerine davet ederek onları ittifaka çekmeyi başarıyor. Fakat bir görünün sonunda beklenmedik bir şeyle karşılaşıyoruz: Ak sakallı, altın ve beyaz renklere bürünmüş bir adam. İlk bakışta bu adamı -ilahi varlığı- Şeref sanmıştım, tıpkı Dalinar’ın sandığı gibi. Fakat sonrasında öğreniyoruz ki bu Garaz. Burada Sanderson’ın yaptığı şeyi sahiden takdir ettim. Garaz’ın davranış açısından Sissoylu serisindeki Harap türü bir şey olacağını hayal ederdim, görünüş olarak da elbette bir Lord Hükümdar beklemiştim. Fakat aksine benim tam Şeref olarak hayal edeceğim türden birini çıkardı karşımıza. Üstelik konuşma biçimi ve açıklamaları bile oldukça mantıklıydı. Bana kalırsa Garaz’ın gücünü bu şekilde çok iyi yansıtmış Sanderson. Onu sıradan bir canavar yaparak basitleştirebilirdi de. (Sissoylu Spoilerı: Örneğin Harap bazı duyguları -sevgi vb- algılayamıyordu, yıkmak için oradaydı. Onun aksine Garaz tüm insani duyguları algılayabiliyor ve mantık sahibi.) Her neyse, Dalinar bir şekilde Garaz’ı bir şampiyon düellosuna ikna etmeye çalışıyor ve Garaz kabul etmiyor. Görünün sonunda, görüye sızmış Lift de karşımıza çıkıyor. Tüm bunlar gelişirken bir de unuttuğumuz Beyazlı Suikastçı var. O artık daha çok siyahlı, sanırım (espriler, espriler...) çünkü elinde “kılıç-nimi” diye seslendiği, siyah dumanlar sızan bir kılıç tutuyor. Bir semadeşen ve semadeşen eğitimi almakta. Szeth’in kısımlarında Szeth’in geçmişte her türlü tarikata üye olmuş olduğunu öğreniyoruz, bir de Kılıç’ın yaptığı tuhaf konuşmaları (en altta bahsedeceğim) dinliyoruz. Szeth diğer semadeşenlere göre oldukça hızlı gelişiyor ve ilk iki ideali de söylüyor. Bu sırada karşı cephede kız kardeşini ve kocasını Kaynaşıklar’a kaybetmiş Venli, Garaz’ın emri doğrultusunda parshmenlere vaazlar veriyor. Onlara savaşın niçin gerekli olduğunu açıklamaya çalışıyor. Ama kendisi yaptığı şeyden emin değil. Hatta Şeref’in sprenlerinden biri tarafından takip edilmekte ve Kaynaşıklar o spreni yok etmesin diye onu koruyor. Ayrıca şunu belirtmeliyim, parshmenler de savaşa pek sıcak bakmıyor. Bu yüzden Garaz ordusu için birtakım antik yaratıkları uyandırıyor ve “Heyecan”la parshmenleri ve Amaram’ın ordusunu güçlendirmeye çalışıyor. En son savaş kısmına yaklaşırken Dalinar iyice aklını yitirmeye başlıyor ve tekrardan alkole dönüyor. Geçmişini gitgide daha çok hatırlıyor ve bu onu güçsüzleştiriyor. Gecegözcüsü’nü ziyaret edişini hatırlıyor, orada Terbiye ile tanıştığını ve hafızasını sildirişini hatırlıyor. En sonunda, savaşa en yakın zamanda da Evi’yi aslında öldürttüğünü hatırlıyor. Ben bu kısımda şok olmuştum. Dalinar’ın hataları yüzünden Evi’nin ölüşünü anlayabilirdim ama Dalinar’ın bizzat emri verişi... Kitap boyunca geçmişinde yaptığı onca acımasızlık düşünülünce o kadar şaşırtıcı gelmemeliydi ama öyleydi. Her ne kadar Garaz durumu üstlenmeye çalışsa da Dalinar’ın da kabul ettiği gibi: Bunu yapan oydu. Heyecan’lı veya Heyecan’sız. Kitabın başından beri Dalinar’a nasıl karşı koyacağının planını yapan Taravangian da nihayetinde atağa geçiyor. “Sırlar” dediği, önceden topladığı Dalinar ve Yokelçilerle ilgili sırları tam bir toplantı sırasında ortaya çıkarıyor. Bu sırların çoğu politik fakat biri, hepimizin merak ettiği o sır: Hıyanet’in sebebi. Meğer Yokelçiler, gezegene sonradan gelen işgalcilermiş ve bunlar parshmenler değil, insanlarmış. Eğer bunu bir kitap öncesinde öğrenseydim, belki tahmin edilebilir bulurdum fakat bu haber beni yine çok şaşırttı. Üstelik sadece bu da değil, Garaz’ı gezegene getiren de insanlarmış. Üçüncü tanrıyı ortaya çıkaranlar. Elbette bu haber herkesi yıkıp geçerken ortalık iyice karışıyor. Bir yandan henüz geri dönmemiş oğlu ve yeğenini düşünürken bir yandan da birliğin bozulmasını engellemeye çalışan Dalinar, kitabın sonunda Garaz’la yüzleşiyor. Dalinar hala bir şampiyon düellosunda ısrar ederken Garaz, Dalinar’ı kendi tarafına çekmeye çalışarak acılarını almayı teklif ediyor. Ve o anda, Dalinar hatıralarının ona neden geri döndüğünü anlıyor: Eğer dönmemiş olsalardı, Garaz hatıralarını bir anda geri verip onu büyük bir acıya maruz bırakacaktı ve Dalinar da bu acıdan kaçabilmek için acılarını vermeyi kolayca kabul edecekti. Ama hatıraları yavaş yavaş geldiğinden, Dalinar son darbeye (karısını öldürüşüne) rağmen toparlanıyor ve acısını vermeyi reddediyor. Hemen ardından da üç diyarı birleştiriyor. İncelememin başından beri Jasnah’dan pek bahsedemedim (favori karakterim olmasına rağmen) fakat o geri döndükten sonra genellikle Navani ve Dalinar’a politik işler konusunda yardımcı oluyor. Onun ilgi çekici bölümü, savaş sahnesinde geliyor: Aralarından birinin ihanet ettiğini fark ediyor ve Renarin’deki tuhaflıkları hissediyor. Renarin’in spreni (Glys) olması gerektiği gibi davranmıyor. Bu Jasnah’yı şüphelendiriyor ve Renarin’i öldürmeye niyetleniyor. Renarin de kendine ne olduğunu anlayamamış durumda, bir şeyler görüyor ama gördükleri Parlayan olduğu için mi yoksa yokelçilerle ilişkili olduğu için mi bir türlü anlayamıyor. Jasnah, tam Renarin’i öldürecekken kendinden beklenmeyen bir harekette bulunarak Renarin’e sarılıyor ve her şeyi düzelteceklerini söylüyor. Bu sırada Shadesmar’da Kaynaşıklar’dan kaçan Adolin, Shallan ve Kaladin, Thaylenah’daki Yeminkapısı’na ulaşıyor ama Shallan kapıyı çalıştıramıyor bir türlü. Adolin, Kaynaşıklar tarafından yaralanıyor ve Kaladin kendini dördüncü yeminini etmek için zorluyor. Tam umutları tükendiğindeyse Dalinar diyarları birleştirdiğinden ötürü savaş alanına ulaşabiliyorlar. Aynı zamanda savaş alanını tepeden izleyen Elçi Nin ve Szeth, Szeth’in üçüncü yeminine hazırlanmakta. Semadeşenler genelde son yeminleriyle kendilerini bir şeye -veya bir kişiye- bağlıyorlar. Çoğu kendilerini Adalet’e bağlasa da Nin’in söylediğine göre kendini Nin’e de bağlayanlar var. Ama Szeth, Dalinar’ın davranışlarını gözlemleyerek onu takip edeceğine yemin ediyor. Böylece yeni bir birlik doğmuş oluyor. Dalinar, kırmızı bir sis olarak tasvir edilen Heyecan’la yüz yüze karşılaşması gerektiğini fark ediyor. Karşılaşmadan önce yeni Parlayanlara emirler veriyor: Kaladin koruması olarak yanında kalacak, Szeth ve Lift Thaylen kasalarından çalınan şu “büyük mücevheri” getirmeli, Shallan ve Jasnah orduları engellemeli. Savaş sahnesini uzun uzun yazmak istemiyorum, özetlemek gerekirse: Szeth ve Lift, siyah kılıcı da kullanmak zorunda kalarak bir şekilde mücevheri almaya çabalıyor. Shallan, ışıkörerek bir ordu yaratıyor ve kitabın her kısmında olduğu gibi bir psikolojik savaş yaşıyor. Jasnah... Jasnah üstün bir güç elde ediyor, kitabın sonunda neredeyse tek eliyle kocaman bir duvar örüyor. Kaladin Amaram’a karşı savaşıp Dalinar’ı koruyor. Bu sırada Adolin, Garaz’ın canavarlarından birine karşı savaşmaya çalışıyor ama Renarin gelip onu koruyor. En sonunda Dalinar, Heyecan’ı nasıl alt edeceğini keşfediyor: Ona tatlı dille yaklaşarak eskiden yaptığı şeyler için teşekkür ediyor, eski dostluklarını hatırlatıyor ve onu Lift’in getirdiği mücevherin içine hapsediyor. Bir fabrial yapar gibi. Savaş sona erince Kholinar’ın bir krala ihtiyacı olduğu fark ediliyor ve tacı Adolin’in alması gerektiği düşünülüyor. Fakat Adolin, Sadeas’ı öldürdüğünü itiraf ederek tacı reddediyor ve taç -bence- en başından beri hakkeden kişiye gidiyor. Jasnah’ya. Elbette Jasnah taçlandırılıyor ama Gavinor’un hala hayatta olduğunu da unutmamak lazım. Ha bir de en sonunda, savaş esnasında Shallan bir seçim yapıyor ve kitabın sonunda Adolin ile evleniyor. Düğün gününde de kardeşlerine kavuşuyor. Elbette kitabın sonunda karanlık bir kısım olmazsa olmaz. Garaz, Taravangian’la konuşmaya geliyor ve Diyagram’ı inceliyor. Ardından Taravangian’a teklifte bulunuyor. Taravangian, kitabın başından beri tüm ülkelerin kralı olmak istiyordu - ki bu bana çok saçma gelmişti, o kadar güç hırsına sahip bir karaktere benzemiyordu. Ama öğreniyoruz ki, Taravangian Garaz’dan kendi insanlarını korumasını istemeyi planlıyormuş ve Taravangian da tüm ülkelerin kralı olursa herkesi koruyabileceğini umuyormuş. Elbette Garaz bu hareketi önceden fark ediyor ve Taravangian’ın bunu yapmasını engelliyor. Ama yine de Kharbranth’ı koruma şartıyla anlaşma yapıyorlar. Tamam, şimdilik incelemem (ya da özetim, ne derseniz deyin) bu kadar. Biliyorum, fazla karışıktı. Umarım bir gün geri dönüp düzenleyecek vaktim olur fakat şimdilik, kitabı yeni okumuşken bir şeyler yazmak zorunda olduğumu hissettim. Şu anda kimse bunu okumaz, biliyorum ama üç yıl sonra The Rhythm of War (dördüncü kitap) ülkemize geldiğinde birileri bana teşekkür edecek. Eheh. Şimdi gelelim son ve benim için en önemli kısma... COSMERE KISMI Normal kitaplarda oradan buradan Kozmer mesajı yakalamaya çalışırken bu kitapta önümüze öylece serpilmiş bazı bilgiler vardı (eminim ki önümüze serpttiği bu bilgilerin ardında asıl önemli olanları sakladı.) İnternette, kitapta Cosmere ile ilgili geçen her ayrıntıyı bulabilirsiniz fakat ben göze çarpanlardan bahsedeceğim. Elbette Gecekanı. Szeth’in elinde. Onu buraya getiren kişiyi de “Çivit” takip ediyor. Çivit’in Vivenna olduğunu düşünürsem çok yanılmam sanırım – ki bu durumda da Zahel, Vasher oluyor. Zahel’in kimliğini geçen kitapta anlayamadığım için kendimi tam bir aptal gibi hissediyorum. Parlayan Sözler’de zaten dış görünüşü resmen Vasher olarak veriliyor ve geceleri artık “o sesi” duymadığından bahsettiği bir sahne var. (Bknz: Parlayan Sözler sf. 336) Kitabın ikinci kısmındaki bölüm başı notları mektuplar şeklinde. Yanılmıyorsam iki mektup var ve ikincisinin Sazed’e ait olduğunu düşünüyorum. Hatırlamayanlar için şuraya bırakayım: “Arkadaş, Mektubun çok merak uyandırıcı hatta hayret verici. Mevcut konumuma ulaşmadan önce bir tanrının şaşıramayacağını düşünürdüm. Belli ki bu doğru değil. Şaşırabiliyormuşum. Hatta saf bile olabiliyormuşum, diye düşünüyorum ben. Bu amacında sana yardım etmek için aralarında en az uygun olanı benim. Elimde tuttuğum güçler öylesine zıt ki, en basit eylemlerin bile zor olabileceğini görüyorum. Ayrıca gizliliğin benim şüphe duymama neden oluyor. Neden bana kendini daha önce tanıtmadın? Benden nasıl saklanabiliyorsun? Gerçekten sen kimsin ve Adonalsium hakkında nasıl bu kadar çok şey bilebiliyorsun? Eğer benimle daha fazla konuşmak istersen, dürüst olmanı isteyeceğim. Topraklarıma dön, hizmetkarlarıma yaklaş ve ben de amacın için neler yapabileceğime bir bakayım.” (Oathbringer, sayfa 433’ten başlıyor.) Bildiğiniz üzere Sazed iki zıt gücü (Harap ve Muhafaza) bir başına tutuyor. Üstelik şu “diye düşünüyorum ben” cümlesinin bir çeviri hatası olduğunu hiç sanmıyorum. Her neyse, asıl önemli olan Sazed’in kime yazdığı. Mektubu yazdığı kişinin Hoid olabileceğini düşünüyorum, aklıma Adonalsium hakkında bilgili ve gezegenden gezegene geçen başka biri gelmiyor. Hoid demişken 548’de Shallan ile konuştuğu şu sahne var. O sahnede Hoid’in 4.500 yaşının üstünde olduğunu öğreniyoruz ki bu beni çok da şaşırtmadı. Bir başka not aldığım yer de sayfa 708, burada Gecekanı Vasher ve Vivenna’dan bahsediyor. Bakmak isteyenler incelesin. Sayfa 766 da ise Taravangian “Gökten düşen bir metal”den bahsediyor ki orayı okurken kalbim tekledi. Muhtemelen düşündüğüm şeyden çok alakasız ama... Çeviriyle ilgili bir problem değilse sorgulanabilir. Bunun dışında yabancı Cosmere fanları Ara Söz’lerde gördüğümüz şu karakterlerin farklı diyarlardan geldiğine inanıyor. Hatta şu deniz fenerinde çalışan adamın Elantrian veya Scadriallı olabileceği tartışılıyor, tabii benim Kozmer bilgim öyle geniş olmadığından bilemiyorum. Yine de araştırmak isteyen varsa diye söyleyeyim dedim. Pekala, her şey bu kadardı sanırım. Biliyorum çok eksik kısım var ama cidden, hepsini toparlamak çok zor. Zihnimde toparlayamazken yazıya dökmek beni aştı. (Düşünün bir de Sanderson bu kitapları yazıyor.) Ve eminim birkaç yanlışım da vardır, kusura bakmayın!
Oathbringer
9.2/10 · 136 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1008 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Geçenlerde bitirdiğim Oathbringer'a inceleme yazmak ilk andan beri aklımdaydı hatta başladığım da oldu ama yarım kalmıştı o zaman. Hakkında yazmak istediğim çok şey var ama toparlaması da bir o kadar zor . Spoiler falan içerir muhtemelen şimdiden belirteyim. Stormlight'da ilk kitaptan beri şöyle hissediyordum: Kralların yolu bitince " Aman şimdi her şey bir tuhaf oldu 2. kitap bu kadar iyi olabilir mi ki?", Parlayan sözleri bitirince "Kaladin açıkgöz oldu, herkes parlıyor n'olucak bu işin sonu" demiştim. Her seferinde devam kitabı beklentilerimi aştığından Oathbringer'ın sonunda da tuhaf hissetmeme rağmen Rhythm of War'dan beklentim çok yüksek. Sanderson'un hep bir tık öteye taşıdığına inancım tam artık. Oathbringer'a dönecek olursak ilk kitaptaki gibi farklı yerlere dağılmıştı karakterler. Aynı anda birçok olayı takip ediyorduk. Tempo hiç düşmedi. Her zaman Kaladin'in bölümlerini iple çeken bendeniz Dalinar'ın geçmişini ve son kısımlarda Szeth'li bölümleri heyecanla bekledim. Bu arada Szehh demişken Nightblood- Warbreaker bağlantısını Warbreaker'ı daha sonra okuduğumdan o an kuramamıştım. Ben zaten bağlantı kurmada epey kötüyüm. Vasher- Zahel bağlantısını bile başta anlayamadım. Zahel'de bir şeyler olduğunun herkes gibi farkındaydım da Parlayan Sözlerle Oathbringer arasına finallerim girince unutmuştum karakterin ayrıntılarını. Neyse ben bağlantı kurmada bu kadar kötüyken Rıhtım'ın forumunda okuduğum şu başlık ( forum.kayiprihtim.com/t/cosmere-incelemes... ) hepten kendimi sorgulamama neden oldu. Yan hikayeleri okumadığımdan diyerek teselli buluyorum şimdilik. Başta Warbreaker'ı okumamama yormuştum ama okuyunca anladımki birkaç detay dışında hâlâ aynı şekilde cahilim. Neyse açıklarımı kapatıyorum bir şekilde. Bir kez daha kitaba dönecek olursam favori karakter güncellemem şu şekilde: Kaladin, Szeth, Lift, Sizgil. Bir türlü sevemediğim karakter kontenjanını da Jasnah tek başına dolduruyor. Moash falan değil yani. Diğer karakterlerle bir sorunum yok. Jasnah'ın tavırlarına ilk kitaptan beri ısınamadım. Bana kalırsa çok antipatik bir karakter. Bir de değinmek istediğim Kaladin'in ikilemde kalması meselesi var. Şu kimseyi tam olarak düşman olarak görememesi sorunsalı. Bence kitabın en iyi yanı Kaladin ve vicdanının işleniş şekli, diğer herkesin aksine çok sorguluyor bu meseleyi. İlerleyen kitaplarda bunun sonuçlarını somut bir şekilde görmek isterim. Tam olarak açıklayamasam da şu örneği vereyim: bu kitapta parshendilerin gezegenin asıl sahipleri olduklarını öğrendik. Şuan Garaz'a hizmet etseler de en baştaki haklılık paylarının unutulması saçma olur. Mesela Sissoylu'da benim en anlam veremediğim mesele skaaların onca yıl gördüğü muamelenin nedeni olmuştu. Lord hükümdar niye böyle bir düzen kurmuştu şimdi düşününce çıkaramadım. Orda olaya skaaların gözünden bakıyorduk. Bunu da unutmamak gerek. Ki parshendilerin durumu çok daha içler acısı. Sonuç olarak, unuttuğum şeyler, henüz anlamlandıramadığım olaylar, aydınlığa kavuştuğum bilmeceler derken seri devam ediyor. Rhythm of War'ın çevirisini çok beklemeyiz inşallah. Okumak için sabırsızlanıyorum. Mr. Sanderson'a da teşekkür ve tebriklerimi iletiyorum. O yazdığı müddetçe ben kitaplarını okumaya devam edeceğim.
Oathbringer
9.2/10 · 136 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1008 syf.
·
50 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Brandon Sanderson'ın en büyük eseri olan Fırtınaışığı Arşivi'nde heyecanın 3. perdesi de tamamlandı. Hikâye, detaylar, her şeyiyle 5 yıldız ve hatta fazlasını da hak ediyor gerçekten. Ben bu yazıda daha ziyade eksik gördüğüm noktalara değineceğim. Diğer kitaplarda da bunu yapmıştım. Bir kere ikinci kitapta haberini verdiğim gibi bu kitapta da en büyük sorun devam ediyor. Tanrılar, tanımlanamayan güçler, kocaa kocaa efsaneler hepsi çok erken piyasaya döküldü. Elimizi attığımız yerden parlayan, tanrımsı varlıklar dökülüyor. Bu serinin inandırıcılığını, gerçekçiliğini çok azaltan bir durum. Bir kere en büyük etkisi şu ki, ana karakterlerin hiçbiri ölmüyor, bir şekilde kurtuluyor. Hele Dalinar'ın dikeysellik sahnesinin bir anlatımı var, "ne diyorsun hocam sen ya.." oldum. Ki en etkileyici sahnelerden biriydi düşünün ona rağmen acayip rahatsız etti beni. Tam birisi işte ölecek gibi oluyor, sonra bir iki cümle söyleyip bir üst ermişlik kademesine geçiyor falan. Bu kısımlar çok saçma.. Aşırı saçma. Ben şunu biliyorum, Kaladin falan başı omuzlarından ayrılsa bile, doğaüstü daha güçlü bir varlık tarafından terfi ettirilip yine dönecek. Bu çok kötü. Shallan... Serinin en berbat karakteri. Hay "Peçe" kadar başına taş düşsün. Kim lan peçe? Ne özelliği var. Saçma salak bir karakter. Peçe de Peçe, Shallan, parlayan.. Allah'ın "disosiyatif kimlik bozukluğu"ndan muzdarip uyuzu ya.. Ne zaman Shallan bölümü gelse ilk kelimesi Peçe... Hikâyesini de sevmiyorum, güçlerini de sevmiyorum.. Olmamış yani aşırı zorlama birisi. Bir havalarda falan bir de.. Jasnah senin gibi 250 tane eder hiç sesini çıkartmıyor kızım kimsin sen ya? Brandon Sanderson Shallan yerine artık şu Adolin Reis'e yönelsin bence. Adam bu kitapta gerçekten iyice kendini aştı. Harika bir karakter. Tam bir züppe gibi görünse de mükemmel bir insan. Helal sana Adolin. Kitabın adının Oathbringer olması bende kılıçla ilgili beklentiyi çok yükseltse de hiç alakası yok. Oathbringer çok önemli değil kitapta. Hatta bahsettiğim gibi olaylar tanrısallık, pareler falan derken öyle bir noktaya geliyor ki, parekılıcıymış falan bunlar boş iş gibi kalıyor :) Dalinar tam anlamıyla şov yapıyor. Birkaç epik sahnesi olduğu gibi flashback'leri de mükemmeldi. Rathalas olayı(burada kafasının bozulduğu bir kısım var ki offf) , karısı Evi, her şey müthişti. Kitabın ilk 500 sayfası rölantide geçtikten sonra bir 300 sayfa kadar biraz hızlanan ama yine de tam ritmini bulamayan bir hava içerisinde. Yaklaşık 800. sayfadan sonra 950'ye kadar olan bir 150 sayfa var....Benim okuduğum en acayip "şey" olabilir. Nefes almayı unutacaksınız. O kadar söyleyeyim. Anlatım inanılmaz. Bir aksiyon filminde(savaş sahnesi düşünün) bir onun bir bunun gözünden aksiyonu görürsünüz ya, tıpkı öyle bir anlatım tercih etmiş Brandon Sanderson. İnanılmazdı. Müthişti. Soluksuz okudum. Sonra birden düştü tansiyon(anlam veremediğim şekilde) Sonu da sakin sakin geldi, bitti kitabımız. Seriyi takip edenler mutlaka okuyacak zaten de, başlamamış olanlara da Fırtınaışığı Arşivi'ni tavsiye ederim. Çok güzel bir seri. Hemen başlayın da azıcık konuşalım heheh..
Oathbringer
9.2/10 · 136 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1008 syf.
·
26 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Brandon Sanderson okumak benim için sezonluk bir diziye başlamak gibi. Kitaba ara verdiğinizde gün boyu kafanızda olay örgüsü ile dolaşıyorsunuz. Acaba ne olacak? Bu soru peşinizi bırakmıyor. Görsel imgeler, yer mekân hatta sesler bile kulağınızda. Kitaba gelirsek Oathbringer'ı bir değişim evresi olarak düşünebiliriz. Çünkü Roshar eskisi gibi değil ve savaş zamanlarında toplumsal sınıfların çökmesi ile birlikte hükümet ve dini konularda da köklü değişiklikler meydana geliyor. Bence en önemli değişim ve ilerleme karakterlerle ilgili. Sanderson karakter derinliği konusunda takdir ettiğim sayılı isimlerden bu kitapta da bunu açıkça görüyoruz. Ana karakter harici yan karakterlerin bile kendi hikâyeleri karşımıza çıkıyor. Oathbriger'de diplomasinin daha ağır bastığını söyleyebiliriz ama bu, kitabın ivmesini düşürmemiş tam tersine okurken Dalinar'ın heyecanını sizde hissediyorsunuz. Oathbriger benim için kelimelerin ötesinde bir kitap oldu. 4. kitabı okumayı dört gözle bekliyorum.
Oathbringer
9.2/10 · 136 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.