||Oathbringer-Brandon Sanderson||
•
Muhteşem serisinin üçüncü kitabı da çok çok iyi ve çok çok heyecan doluydu. Bu kitapta birçok yeni şeyler öğrenip yeni şeyler yaşayıp yeni ihanetler yiyip yeni dostlar kazanıp ağlayıp güldüğümüz bir kitap oldu. Yazar ile birlikte bu kitabıyla da en çok sevdiğim şey kesinlikle karakterlerin gelişimi oldu.
•
Karakter oluşumunu ve kurgu oluşumunu bu kadar iyi yapması çok hayranlık uyandırıcı. Ve de tüm karakterlerine de ayrı ayrı da değer verip hepsinin hikayesine bir şekilde tanık oluyoruz bunun yanı sırada kurgu çok iyi işliyor her kitapta mesela bu kitapta çok fazla bilinmeyen şeyleri öğrendik ve hem konu gelişimi hem karakter gelişimi açısından çok iyiydi.
•
Yine aklımda bir sürü soru işaretleri kaldı ama onları da son kitapla giderebileceğimizi düşünüyorum. Çünkü bu yazar gerçekten bizim unuttuğumuz bazı detayları da gözümüzün önüne çıkartarak bize hatırlatmalar da yapıyordu. Açıkçası kitapta bir anda her şey çok ters gitmeye başlamıştı ama yazar beklemediğim ters köşeleri de sıralamıştı.
•
Kitapta neler olacağını ön görmeniz de çok mümkünatsız oluyor çünkü hiçbir şey sizin beklediğiniz gibi ilerlemiyor yani benim hiç beklediğim gibi ilerlemedi bu yüzden hem şaşırdım hem kafam karıştı ama yine okuması çok keyifli ve çok güzeldi. Her bir karakteri ayrı seviyorum. Bu kitapta bir aşk üçgeni serüveni de yaşadık. O serüveni okumakta çok eğlenceliydi. 5/5 Oathbringer 1. CiltOathbringer 2. CiltOathbringerBrandon Sanderson
Kitap çıkar çıkmaz alanlardan biri de benim. Zaten yazara hayranlığımı her fırsatta dile getiriyorum. Türün sevenine denk gelirsem direkt öneriyi yapıştırıyorum! Tabii durum böyle olunca her kitapta beklenti katlanarak artıyor.
Oathbringer Fırtınaışığı Arşivi serisinin 3 numarası. İlk eleştirim ne yazık ki baskıya olacak. Devam eden bir serinin baskı tarzının değişmesi beni hiç ama hiç memnun etmedi. Kâğıt kalitesi idiyse problem, bari kitabın boyutu aynı kalsaydı. Tamamen Brandon'a ait bir kitaplık rafım var ve bu kitabı neresine koysam olmuyor!
Kitaba başlamadan önce beklentinizi biraz düşürmenizi rica edeceğim. Çünkü 3. kitap serideki en sıkıcı kitap oldu benim için. Yanlış anlaşılma olmasın. Kitap kötü demiyorum, diğer kitaplarla kıyas ediyorum. Serinin sevmediğim karakteri Shallan bu kitabın en önde gelen ismi olmuş. Çünkü karakter gelişimini tamamlıyor, bu da çok sık Shallan okumamızı gerektiriyor. Fakat bu karakter bana şizofrenik ve sıkıcı geldi hep ve yeni bir bölüme gelip yine Shallan okuyacağımı görmek okuma hevesimi bol bol kırdı.
Çeviriyle ilgili beni çok rahatsız eden nokta hatırlamıyorum ama kitabın adı neden Yemin Getiren diye çevrilmedi de Oathbringer olarak bırakıldı, cidden çok merak ediyorum.
3. ayakta aksiyon az. Shallan bol. Boyut ufak. Punto küçük. Kitap kalın. Taşımak zor. Eh, okumak böyle eksilerle biraz zorlaştı tabii. Ama uzun soluklu serilerde ara ara düşüşler görmek kadar doğal bir şey yoktur.
Son olarak bu zorlu seyirde bana eşlik ettiği için sevgili arkadaşım Aydın a kocaman teşekkürler buradan!
“Ölümden önce yaşam, zayıflıktan önce güç, hedeften önce yolculuk.”
Oathbringer... Sanderson beni bir kez daha şaşırttı. Parlayan Sözler’den sonra daha güzel bir şey okuyamayacağım konusunda oldukça emindim fakat Oathbringer tüm düşüncelerimi değiştirdi. Bu kitapta Roshar tarihinde daha derine inerken aynı zamanda büyü sistemini de daha iyi tanıyoruz. Sanderson’ın yazdığı her büyü sistemine hayran olmama rağmen Dalgalar’dan oluşan bu sistem beni büyüledi. Ama Oathbringer’ın benim için bu kadar etkileyici olmasının asıl sebebi, içerdiği “Cosmere mesajları” olabilir. Kimseye “spoiler” vermek istemediğimden bu mesajlardan çok bahsetmeyeceğim ama henüz kitabı okumadıysanız Savaşkıran’ı önce okumanızı öneririm!
Tüm bu saydığım özelliklerin yanısıra, bu kitapta Dalinar’ın geçmişini öğreniyoruz — ki bu bile kitabı okumanız için yeterli bir sebep, diye düşünüyorum ben.
Bildiğiniz üzere ülkemizde iki kitap arası beklediğimiz süre gereğinden fazla, bu yüzden kitap hakkında biraz daha ayrıntıya inmek ve gelecekte okuduğumda kitabı hatırlayabileceğim bir inceleme yazmak istiyorum. Tabii bu inceleme bir özete benzeyecek ama elimden geldiğince üstünkörü geçmeye çalışacağım. Buradan sonrasını kitabı okumamışlar okumasın: SPOILER UYARISI! (Biliyorum ki kitabı yeni okumuşlar da bir özet okumak istemeyecektir, bu yüzden derlememi atlayıp COSMERE KISMI’na geçebilirsiniz. Ben bu özeti gelecekte dönelim diye yapıyorum.)
Kitap boyunca Dalinar’ın geçmişini incelemek oldukça ilgi çekiciydi: Nihayetinde karısı Evi’yi hatırlayışı, geçmişinde olduğu kişi... Bizim iki kitaptır tanıdığımız adama kıyasla çok farklı. Biliyorum ki hepimiz Dalinar Kholin’i şerefinden ötürü seviyorduk ve her ne kadar geçmişte farklı bir adam olduğundan sık sık bahsedilse de bunu hayal edememiştim. “Heyecan”ı
Oathbringer,muazzam bir kitaptı.Kitap aksiyon olarak Parlayan Sözler'den geride fakat içinde barındırdığı olaylarla beni çok etkiledi.Bu cümleyi tekrar tekrar söyleyeceğim,kitap duyguları en ince ayrıntısına kadar hissettiriyor.Ölümlere üzüldüm, ihanetlerde çok kızdım ve birlikteliklere çok sevindim.Brandon Sanderson bu kitapta resmen sağ gösterip sol vurdu bazı durumlarda.Ve yine her zamanki gibi bazı sorular yanıt buldu, bazıları yanıtsız kaldı ve aralarına yenileri eklendi.Son 100 sayfa büyük aksiyon içeriyor ve oturduğum yerden kalkmadan kendimi dünyadan soyutlayarak sadece o sayfalara odaklandım.Bu sefer Ara Söz kısımları kitapta fazla yer kaplamamış,fakat her zamanki gibi yeni karakterlere yer vermiş.Oathbringer'ı Parlayan Sözlerden daha uzun olmasına rağmen akıcılığı sayesinde aynı gün aralığı içinde bitirdim.Kitabı çok sevdim.Brandon Sanderson'ı çok seviyorum :D
"Bir adamın atabileceği en önemli adım nedir?"
Gavilar'ın ölümüyle başlayan olayların böyle bir sona ulaşacağı kimin aklına gelirdi. Finali ilk okuduğumda ayağa kalkmış heyecandan içim içime sığmamamıştı. Yıllar sonra tekrar döndüğümde bu hislerden hiçbir eksilme olmaması muazzam.
Dalinar'ın geçmişini okumak Kaladin yada Shallan'ın geçmişini okumak gibi bir deneyim değil. Çok farklı ve iç karartıcı.
Oathbringer bana her seferinde, elindeki kitaptan başka hiçbir umudu olmayan bir adamın kendi deliliğinin sınırlarında gezinmesini hatırlatıyor. Olduğun değil olmak istediğin kişi. Ayağa kalkmak ve bu deneyimle değişmek. Haykırışlar, çığlıklar ve ağlamalar eşliğinde sona ulaşmak ve ardından fısıltıyla söylenen tek bir söz: "Acımı alamazsın."
Roshar yolculuğu muazzam bir deneyim.
Brandon Sanderson okumak benim için sezonluk bir diziye başlamak gibi. Kitaba ara verdiğinizde gün boyu kafanızda olay örgüsü ile dolaşıyorsunuz. Acaba ne olacak? Bu soru peşinizi bırakmıyor. Görsel imgeler, yer mekân hatta sesler bile kulağınızda. Kitaba gelirsek Oathbringer'ı bir değişim evresi olarak düşünebiliriz. Çünkü Roshar eskisi gibi değil ve savaş zamanlarında toplumsal sınıfların çökmesi ile birlikte hükümet ve dini konularda da köklü değişiklikler meydana geliyor. Bence en önemli değişim ve ilerleme karakterlerle ilgili. Sanderson karakter derinliği konusunda takdir ettiğim sayılı isimlerden bu kitapta da bunu açıkça görüyoruz. Ana karakter harici yan karakterlerin bile kendi hikâyeleri karşımıza çıkıyor. Oathbriger'de diplomasinin daha ağır bastığını söyleyebiliriz ama bu, kitabın ivmesini düşürmemiş tam tersine okurken Dalinar'ın heyecanını sizde hissediyorsunuz. Oathbriger benim için kelimelerin ötesinde bir kitap oldu. 4. kitabı okumayı dört gözle bekliyorum.
Brandon Sanderson'ın en büyük eseri olan Fırtınaışığı Arşivi'nde heyecanın 3. perdesi de tamamlandı.
Hikâye, detaylar, her şeyiyle 5 yıldız ve hatta fazlasını da hak ediyor gerçekten. Ben bu yazıda daha ziyade eksik gördüğüm noktalara değineceğim. Diğer kitaplarda da bunu yapmıştım.
Bir kere ikinci kitapta haberini verdiğim gibi bu kitapta da en büyük sorun devam ediyor. Tanrılar, tanımlanamayan güçler, kocaa kocaa efsaneler hepsi çok erken piyasaya döküldü. Elimizi attığımız yerden parlayan, tanrımsı varlıklar dökülüyor. Bu serinin inandırıcılığını, gerçekçiliğini çok azaltan bir durum. Bir kere en büyük etkisi şu ki, ana karakterlerin hiçbiri ölmüyor, bir şekilde kurtuluyor. Hele Dalinar'ın dikeysellik sahnesinin bir anlatımı var, "ne diyorsun hocam sen ya.." oldum. Ki en etkileyici sahnelerden biriydi düşünün ona rağmen acayip rahatsız etti beni. Tam birisi işte ölecek gibi oluyor, sonra bir iki cümle söyleyip bir üst ermişlik kademesine geçiyor falan. Bu kısımlar çok saçma.. Aşırı saçma. Ben şunu biliyorum, Kaladin falan başı omuzlarından ayrılsa bile, doğaüstü daha güçlü bir varlık tarafından terfi ettirilip yine dönecek. Bu çok kötü.
Shallan... Serinin en berbat karakteri. Hay "Peçe" kadar başına taş düşsün. Kim lan peçe? Ne özelliği var. Saçma salak bir karakter. Peçe de Peçe, Shallan, parlayan.. Allah'ın "disosiyatif kimlik bozukluğu"ndan muzdarip uyuzu ya.. Ne zaman Shallan bölümü gelse ilk kelimesi Peçe... Hikâyesini de sevmiyorum, güçlerini de sevmiyorum.. Olmamış yani aşırı zorlama birisi. Bir havalarda falan bir de.. Jasnah senin gibi 250 tane eder hiç sesini çıkartmıyor kızım kimsin sen ya?
Brandon Sanderson Shallan yerine artık şu Adolin Reis'e yönelsin bence. Adam bu kitapta gerçekten iyice kendini aştı. Harika bir karakter. Tam bir züppe gibi
Geçenlerde bitirdiğim Oathbringer'a inceleme yazmak ilk andan beri aklımdaydı hatta başladığım da oldu ama yarım kalmıştı o zaman.
Hakkında yazmak istediğim çok şey var ama toparlaması da bir o kadar zor . Spoiler falan içerir muhtemelen şimdiden belirteyim.
Stormlight'da ilk kitaptan beri şöyle hissediyordum: Kralların yolu bitince " Aman şimdi her şey bir tuhaf oldu 2. kitap bu kadar iyi olabilir mi ki?", Parlayan sözleri bitirince "Kaladin açıkgöz oldu, herkes parlıyor n'olucak bu işin sonu" demiştim. Her seferinde devam kitabı beklentilerimi aştığından Oathbringer'ın sonunda da tuhaf hissetmeme rağmen Rhythm of War'dan beklentim çok yüksek. Sanderson'un hep bir tık öteye taşıdığına inancım tam artık.
Oathbringer'a dönecek olursak ilk kitaptaki gibi farklı yerlere dağılmıştı karakterler. Aynı anda birçok olayı takip ediyorduk. Tempo hiç düşmedi. Her zaman Kaladin'in bölümlerini iple çeken bendeniz Dalinar'ın geçmişini ve son kısımlarda Szeth'li bölümleri heyecanla bekledim. Bu arada Szehh demişken Nightblood- Warbreaker bağlantısını Warbreaker'ı daha sonra okuduğumdan o an kuramamıştım. Ben zaten bağlantı kurmada epey kötüyüm. Vasher- Zahel bağlantısını bile başta anlayamadım. Zahel'de bir şeyler olduğunun herkes gibi farkındaydım da Parlayan Sözlerle Oathbringer arasına finallerim girince unutmuştum karakterin ayrıntılarını. Neyse ben bağlantı kurmada bu kadar kötüyken Rıhtım'ın forumunda okuduğum şu başlık ( forum.kayiprihtim.com/t/cosmere-incel... ) hepten kendimi sorgulamama neden oldu. Yan hikayeleri okumadığımdan diyerek teselli buluyorum şimdilik. Başta Warbreaker'ı okumamama yormuştum ama okuyunca anladımki birkaç detay dışında hâlâ aynı şekilde cahilim. Neyse açıklarımı kapatıyorum bir şekilde.
Bir kez daha kitaba
Yavaş yavaş ve keyfini çıkartarak okuduğum bir eserdi.Bu notları ileride unutmamak için buraya yazıyorum.Benim inceleme gücüm bu denli bir eseri anlatmaya yetmez.Şiddetle tavsiye ediyorum!
BURADAN SONRASI KİTAP HAKKINDA BİLGİ İÇERİR!
KÖPRÜ DÖRT!!
HEDEFTEN ÖNCE YOLCULUK..
TERBİYE-ŞEREF-GARAZ!
Dokuz Gölge Şampiyonu 'Dalinar'
Korkudan hiçliğe çekilen 'Garaz'
Elcilerin Kralını Öldüren 'Moash'-'Şerefkılıcı'-(Haiinn!)
Taraf Değiştiren eski bir 'suikastci'
Yaradılmamıs sprenle bağ kuran 'Renarin'
Dinmezfırtınayı getiren ve taraf değiştiren 'Venli'
Savaşmamaya yemin etmiş ve elinde artık bir Pareyayı bulunduran 'Kaya'
Hayaletkanlar ve Shallan'
Kraliçe 'Jasnah'
Yokelcilerin kraliyet sarayında aradığı 'Sprenle' bağ kuran 'AKIL'
Ve son!
Aslında her ne kadar son desemde yıllar geçse bile bu seri hakkında konuşulanlar, tartışılanlar hiç son bulmayacak, hep en iyiler arasında kalıp mütemadiyen hatırlanacak!
1975'te, Lincoln, Nebraska'da doğdu. Biyokimya bölümünde bir dönem okuduktan sonra kendine geldi ve asıl eğiliminin yazarlık alanında olduğunu fark etti. İngilizce bölümüne geçti ve Brigham Young Üniversitesi'nden mezun oldu, sonra okuluna geri dönerek yaratıcı yazarlık konusunda yüksek lisans yaptı.
O zamandan bu yana hem yetişkinler hem de genç okuyucular için kitaplar yazmıştır. Bunların arasında Mistborn üçlemesi, Warbreaker ve Alcatraz dizisi bulunmaktadır.
Karısı ve çocukları ile birlikte Utah'da yaşamaktadır, sık sık Magic: The Gathering oynamaktadır, düzenli olarak peynirli makarna yemektedir ve zaman zaman da Brigham Young Üniversitesi'de yazarlık dersleri vermektedir..