Sanırım bu kitap, okuduğum en mükemmel şeydi. Öyle ki, şimdi incelemesini nasıl yapacağımı kara kara düşünüyorum. Daha önce hiçbir dünya beni bu şekilde içine çekmemiş, bu şekilde heyecanlandırıp meraka boğmamıştı. Evet, Sanderson’ın diğer dünyalarına da bayılıyorum ama Roshar... Roshar bambaşka bir şey. İlk kitabı da sayacak olursak kitapta iki bine yakın sayfa okumuş oldum. Bu iki bin sayfa, on kitaptan oluşacağı tahmin edilen serinin aslında sadece başlangıcı. Fakat görebileceğiniz en dolu başlangıç. Bu yüzden hem çok şey okuduğumu ama hiçbir şey bilmediğimi hissediyorum ve bu his bir şekilde hoşuma gidiyor.
Cosmere Evreni, geçen sene Sanderson ile tanıştığımdan beri favori evrenlerimden. Roshar’da geçen Fırtınaışığı Arşivleri ise diğer okuduğum o tüm Cosmere kitaplarının bir toparlaması gibi. Bu yüzden eğer serinin ilk kitabını okumuş, ikinciye geçmeyi düşünenlere önce Sissoylu, Elantris ve özellikle Savaşkıran’ı okumalarını önerebilirim. Yanlış anlamayın, birbirleriyle çok bağlantılı değiller, onları okumadan da Fırtınaışığı okuyabilirsiniz ama aralarındaki o ince bağı keşfetmeye çalışmak -eğer siz de benim gibiyseniz- size büyük bir keyif sunacaktır.
Kitapta yine farklı açılardan takip ediyoruz hikayeyi. Bir yanda Jasnah’nın himayesindeki Shallan, öbür yanda Kaladin ve koruması gereken Kholin Ailesi. Bunun dışında şimdi saymamam gereken de birçok Ara Söz var, bu Ara Söz’lerde hikayeyi Parshendilerin gözünden bile görebiliyoruz! Ve elbette, Beyazlı Suikastçı... O da geliyor.
Şimdi, kitabı okumuş olanlar için ilgimi çeken noktalardan bahsetmek istiyorum. Buradan sonrası spoiler niteliği taşıyabilir. Kitabı okumamışların devamını okumaması önerilir!
Parshendiler, “Fırtınaform” sandıkları bir tür forma geçtiler, fakat biz bu formun “Yokelçiler”e ait formları