Gerçekten sürükleyici bir kitaptı. İlk kitapta tanıştığımız çoğu karakter Ölühane Kapıları'nda yoktu ama yeni karakterler de okutturdu baya.
Malazan serisi favorilerim arasına girmeyi başardı. Şu ana kadar o listede yalnızca Kral Katili Güncesi ve Buz ve Ateşin Şarkısı vardı. Bu kadar başarılı bir seri neden bu kadar geç çevrildi anlamış değilim. Henüz sadece dört kitabı çevrilmiş durumda. Ben okumayı tamamlayana kadar en fazla bir kitap daha çevrilebilir muhtemelen. O da eğer şanslıysam. Bittiğinde devamını okumak için nasıl bekleyeceğim çok merak ediyorum.
-Spoiler-
Öncelikle beni en çok hayal kırıklığına uğratan serideki favori karakterlerimin bu kitapta yok denilebilecek kadar işlenmiş olmalarıydı. Ammanas'ın ilk görüldüğü sayfa 443. Kotilyon'dan bahsetmiyorum bile. Sonlara doğru bir kez çok kısa gözüktü sonra kayboldu. Zaten Ammanas da aynı şekilde bir kez daha kısaca gözüktü sadece. Toplamda 10 sayfa yer kaplamamışlardır. Yine de ilk kitaba oranla daha fazla şey öğrendik onlar hakkında. Ammanas'ın ve Kotilyon'un öldükleri sanılan Kellanved ve Dansçı çıkmasına baya şaşırdım. Hiç beklemiyordum.
Kitaptaki favorilerim Mappo ve Icarium oldu. Hem hikayeleri çok ilgi çekiciydi hem de aralarındaki kopmaz bağ çok iyiydi. İkisinin de birbirleri için ölümü göze alabilecek olmaları, gizemli geçmişleri, Mappo'nun Icarium konusunda yalanlarla kandırılması... Hiç sıkılmadan sayfaları çevirdim oralarda.
Sıkılmak demişken Duiker'in sahnelerinde yer yer çok bunaldım. Coltaine'in savaş dehası yönünü görmemiz açısından önemli bir roldü belki ama bir savaştan çıkıp diğerine koşması, devamlı olarak olumsuz ruh hali bazı sayfaları çevirmemde biraz zorladı. Muhtemelen okumaya ara verdiğim çoğu kısım da Duiker'in sahneleridir zaten. Aşırı kötüydü, bunaltıcıydı diyemem ama ara ara