Büyük Büyük Dalip

Büyük Büyük Dalip
Sa souvraya niende misain ye.
Yaşam yolunun ortasında karanlık bir ormanda buldum kendimi, çünkü doğru yol yitmişti. Ah, içimdeki korkuyu tazeleyen,balta girmemiş o sarp, güçlü ormanı anlatabilmek ne zor! Öyle acı verdi ki, ölüm acısı sanki; ama ben, orada bulduğum iyilikten söz edeceğim, gördüğüm başka şeyleri söyleyeceğim.
Reklam
Marangoz Salih kör falan değildi aslında. Sağ gözünün akında mercimek iriliğinde bir kara leke vardı, o kadar. Kimilerine göre böyle bir lekeyle o gözün görmesi olanaksızdı. Hatta Salih’in başını hep sağa doğru eğmesi de sol gözünün görüş alanını genişletmek içindi. Öyle diyorlardı. Kimilerine göre, -az çok okumuş kişilerdi bunlar– leke gözbebeğinde olmadıkça zarar etmezdi. Ama okumuşlara önem veren yoktu; kestirip atıveriyordu kasabalılar: — Adaaam, diyorlardı, — bir kez adı köre çıkmamış mı bunun? Sağ gözü görse de bir, görmese de...
— Ah, bu kent yaşamı! Biz aşağılarda boğuluyoruz. Birazcık toprağım olsa durur muydum buralarda? Sonra Mahmut efendiye çıkışırdı: — Satalım, diye tutturdun şu tarlaları. Ne oldu sattık da, ha? Mahmut efendi bilgece gülümseyerek başını iki yana sallardı. Tarlalar satılmasaydı şu içinde oturdukları evi alamazlar, kiradan kurtulamazlardı. Evin evlik yanı yoktu gerçi, kümes gibiydi. Her yıl bir başka yeri onarılmak isterdi. Ama olsun, kendilerinindi ya. Sokakta kalmaktan kurtulmuşlar, bir göz odayı da kiraya vermişlerdi. Hem tarlalar... O tarlalarda çalışmanın, tarlada dökülen alınteri karşılığı kazanılan paranın ne olduğunu iyi bilirdi Mahmut efendi. Bu Kenan’sa hiç tarlada çalışmamıştı. İlkokulu bile kasabada okumuştu. Nereden bilebilirdi? Ama bütün bunları söylemezdi Kenan’a Mahmut efendi. Güler geçerdi yalnızca. Bırakırdı Kenan konuşsun. Hem konuk, hem de okumuş adamdı o. Canı istiyorsa kenti kötüler, kalorifer bacalarına ilenirdi. Bütün bunlar Kenan’ın hakkıydı.
Evde kokularını içine çeke çeke kestaneleri soydu. Bir tanesini anasına verdi, bir tanesini babasına sakladı. Kendi yemedi. Kalanları kardeşine verdi. Çünkü okullar açılmıştı. Okulun ne belâ bir yer olduğunu iyi bilirdi. Bu yüzden okul zamanı kardeşi Hasan’ı elinden geldiğince şımartırdı. Kendisi orta ikiden ayrılmıştı. Ama Hasan’ın okuması gerekiyordu. Anaları öyle istiyordu çünkü. Hasan da anasının sözünden hiç çıkmazdı. Orta ikiden ayrılmayı göze alamazdı. İşte bu yüzden kestane payının hepsini Hasan’a vermişti Nuran. Helva payını da verirdi, hoşaf sevmediğini söylerdi; tek Hasan içsin, içsin de ortaokulu, okulun kül renkli duvarlarını, bir garip, eğri bakan öğretmenleri, memur çocuklarını, onların arasında eski önlükle, eski pabuçlarla, bir türlü kiri, çatlağı giderilemeyen ellerle dolaşmanın acısını unutsun diye.

Büyük Büyük Dalip

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.·
2026 47. kitabı
Kentaro Miura
9.2/10 · 228 okunma