Depremden kaçmayı başaran şanslı kesimden biriyim. Depremi Kahramanmaraş'ta yaşadım. Şimdi güvenli bir şehirde, tanıdıklarımıza sığındık.
Tüm her şeyim gibi üç bine yakın kitabımı da geride bırakıp geldim. İleride ne oluruz hiç bilmiyorum ama bu güne şükretmek gerektiğini biliyorum. Sağız ve birlikteyiz. Bu inanın her şeyden değerli.
Burada Dominguez'in kitabı elime ilişti. Ne zamandır okusam diyordum. Kitabın adı içinde bulunduğum psikolojide beni çekti. (Buradaki kullanımı çok farklı olsa da.) Umarım bu zamanlar geride kalır, yeniden kütüphanelerimizi kurar, yeniden hayatımızı normale döndürebiliriz.
Şartlar ne olursa olsun edebiyatsız kalmamaya çalışıyoruz, sevdiklerimize tutunuyoruz.
Sevgiyle kalın.
Kâğıt Ev
Gece Yarısı Kütüphanesi evrenine geri dönüyoruz. Bu defa pişmanlıklarımızı, eğer böyle yapsaydım, keşke şöyle olsaydı dediklerimizi yaşama fırsatı elde ettiğimiz bir kütüphaneye değil, ölüm anında hayatımızın bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçtiği bir trene biniyoruz.
Wilbur Budd hayatının önemli anlarını yeniden gördüğü bu yolculuğu yaşarken okur bu evrene dönmekten büyük mutluluk duyuyor zira burada Nora Seed de bizi bekliyor. Kitapta önemli bir yeri olmasa da bir yeri var.
Bu kitap Kütüphane kardeşine göre daha dramatik ve hüzünlü bana göre. O kitapta bir umut vardı. Kök yaşama bağlanma işi, her şeyiyle kendi yaşamını sevme durumu vardı. Burada yaşanan zaten yaşanmış. Siz başka bir senaryoyu denemek değil de, yaşananı izlemek gibi bir roldesiniz. Böyle düşünün. Benzer konular olsa da bambaşka mekaniklere sahip iki kitap.
Ben zaman, kader, araf, ölüm, özlem, pişmanlıklar, keşkeler üzerine beni bu kadar düşündüren fazla kitap okumadım. O yüzden bu kitapları çok seviyorum. İlkini de çok sevmiştim. Buna da bayıldım.
Mutlaka okunmalı.