Adı:
Kağıt Ev
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
90
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056501944
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Casa de Papel
Çeviri:
Seda Ersavcı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar. Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer'in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon'la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi...

Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez'in, yayımlandığı her ülkede büyük ilgi uyandıran novellasını Seda Ersavcı İspanyolca aslından çevirdi. Peter Sis'in çizimleri ve Cem Ersavcı'nın kapak fotoğrafıyla, kalın ciltlerin arasında saklanacak bir mücevher...
(Tanıtım Bülteninden)
94 syf.
·2 günde·Beğendi
Çoğumuz kitap ile ilgili herşeyi hayatımızın ayrılmaz bir parçası olarak görürüz. Elimizdeki bir kitap bitmeden başka bir kitaba başlarız. Beğendimiz bir kitabı defalarca okuruz. Ve kitapların içimizde bıraktığı buğuyu sürekli göz önünde tutmak için çogumuzun hayalidir kendi kütüphanemizi kurmak. Bunun için nerede bir kitap görsek almak isteriz. Bir alacakken beş alırız. Yaşamın değişmez gayesi olmuştur artık bu. Bu kitapta da okumak için bütün bir günü, istediği kitabı alacak kadar parası olan ve yirmi bin küsürden fazla kitap biriktirmiş bir adamın hüzünlü hikayesi anlatılıyor. Önce kitapların insanların kaderini değistirdiğini, sonra da insanların kitapların kaderini değiştirini göreceksiniz.

Okuduktan sonra "Ben gerçekten kitap mı okuyor, kitap mı alıyor muşum?" diyebilirsiniz ama Cemil Meriç'in şu sözüyle o kütüphaneden vazgeçmeyin, kitapla kalın: "...Kitap yüzünden sefalete düşen görülmemiş. At uğrunda iflas eden edene." (Alıntının tamamı: #9020296 )
90 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
#spoiler#

Kagit ev 'e baaayııııldıımmmm:)

Minicik küçücük bir kitap ama içinde 20 bin kitap var :) yani 20 bin kitabınız olunca basiniza neler gelebileceği var :) kesinlikle bir kez belki bir kez daha okuyabilecegim bir kitap ..ben yazsam ancak bu kadar güzel anlatabilirdim beni :) kitaplarımı neye göre dizmem gerek gibi aklımı mıncıklayıp beynimi kurutan sorulara bir son verebilirim belki bir gün bende ,tabiiki kitaptaki çözümden farklı bir çözüm uretebilirsem :) bu arada ikinci dünya savaşı kitaplarımın yanında,rus tarihi kitaplarımı koymalımiyim ? Rus tarihi nin yanına rus klasiklerinini eklersem ?diger tarafa doğru hitler ve almanya yı bitistirsem ? Moğollar? Onları hangi rafa dizmeli. .acaba basım yıllarına göre mi dizmem lazım ...bu arada eski basımlar yüzünden ciddi astım olma tehlikesi ile karşı karşıyayım. ..her hafta tüm kitaplarımın tozlarini almama rağmen ya küçük gümüş böcekleri kitaplarımı yemeye başlarsa :(
okunmamis300 kitabım var ama hergün kitap almaya devam ediyorum ...ama 5 liraya "sartre"bulantı ciltli bulmusum nasıl almayayim ... (ben almayayım da başkası mı gelip alsın ) ..
Tamam bir daha uzun bir süre almayacagim. ..yani belki ,yani elimden geldiğince ,hani kendimi tutabilirsem ...Tamam canım şu "dekabrist"i de alıyim valla son :))))

Ben ölünce kitaplarıma neeeee olacaaakkk
:((((



aklınızla kalın iyi okumalar :)
90 syf.
·2 günde·10/10
Carlos gibi kitap düşkünleri görmedim hiç,
böyle insanlar tanımadım. Kitap okuyanların farklı kuralları, takıntıları ya da ilkeleri de olabiliyor. Hiç kitabını paylaşmayanlar var, kimseye kitap ödünç vermeyenler. Ya da ikinci el okumayanlar da var benim bildiğim. Kitap biriktirmeden edemeyenler de var, bunu ben de yaşadım, ama bir buçuk sene süren tasfiye sürecinden sonra ve ara ara incelemelerde anlattığım gibi, artık kütüphanem son derece doğal, az sayıda kitaptan oluşan güzel bir kitaplığa dönüştü. Sayısı artacak gibi olunca ya okula götürüyorum ya da siteden arkadaşlara yolluyorum . Vazgeçemediğim kitaplar da var ama, şeker portakalı en sevdiğim ve yakınen bildiğim tek kitap olsa da, muhakkak birilerine verdiğim için okuduğum 34 sene içerisinde defalarca yeniden aldım kitabı . Vazgeçemediğim kitaplarım arasında Örümcek Kadının Öpücüğü, Faruk Duman kitapları var. Bana hediye edilen kitapları da veremem, onlar da özeller. Yazın Temmuz ayının ortası evden beş yüzden fazla kitabı Kadıköyden gelen güleryüzlü bir sahafa teslim ettim. Çok klişe gelebilir, ama evden gittiklerinde gözlerim doldu. Bu sene bizim evden gidenlerin sayısı çok oldu, hayatımın en kötü baharı ve yazıydı, yaz mevsimini zaten sevmiyorum, ölenler, gidenler....Allahtan yeni kediler her sabah , hatta sabahın köründe apartman kapısında patileri cama dayalı, bekliyorlar. Neyse... Kitaplar gitti ve kütüphanem kütüphaneye benzedi. Şimdi bilimkurgularla, fantastik romanlarla doluyor, ama abartmamaya da çalışıyorum. Buna en çok annem sevindi. Kitap okumayı sevmemin esas sebeplerinden birisinin onları biriktirmek değil bende bir hatıraya dönüşmeleri olduğunu da anladım bu arada. Vazgeçemediğim kitaplar, bende aslında bir hatıraya dönüşmüş eserler, onları da biraz bu yüzden seviyorum demek ki. Bu kitaplarla beraber yaşıyorum, bu kitapları onları kendimdeki hatıralarına dönüştürerek hatırlıyorum. Gabriel bu yüzden Joyce'un değil benim hatırladığım Gabriel benim için. Gusev hâlâ okyanusun dibine doğru gidiyorsa öyle sessiz sessiz, bu biraz da benim onu öyle hatırlamamdan... ah sevgili Gusev.

Hayatımda birisi olsaydı daha mı az okurdum acaba? Ben de Carlos gibi mi yapardım, ne de olsa bluma'ya gelen ve içinden taş parçası düşen kitap Carlos'un herşeyi olan o kağıt evden gelmiyor mu? Gerçek bir temas belki de bütün kitaplara değiyor... ya da öyle sanıyoruz. Boşluğu bir başka şey doldurur muhakkak.

Bu cafede yağmuru beklerken yanımdaki iki kitaba bakıyorum bir yandan. Neden okumadan duramıyorum? Her gün elimde bir kitap olmasının sebebi ne olabilir? O kadar mı kötü herşey? Sakin sakin geçti hayat. Bak, bahçede güzel ağaçlar, yıkılıp giden eski mahallen, selâm dahi vermeyen ya da bunu umursamayan yeni komşular ve her yerde en güzel sevgili kediler... İnsan sesi eksik buralarda. O halde biz yalnızlar, biz kitaplarla avunanlar, biz edebiyata sığınan ve kendini kağıttan evlere kapatanlar, ömür geçiyor, daha ne kadar böyle devam edeceğiz ? Daha ne kadar kendi kendimize söyleyecek ve dinleyeceğiz? İşte o zamana dek edebiyatla, kitaplarla başbaşayız.
90 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Bazı kitaplar vardır onlar için neden okunmasın denir.
Bu kitap işte öyle bir kitap;
etkileyici bir hikaye, sade bir anlatım,
anlaşılır bir üslup, zihin açan bir bakış açısı,
fazla zaman almayan bir kalınlık...

biz nedense kitapları bazen sonucunu merak ettiğimiz
bir film gibi algılarız... onun için baştan uyarırız,
incelemelerimizin başına büyük harflerle
"aman haa dikkat iki gözüm bunda spoiler vardır,
sonra vay efendim demeyesin" diye
okur da bunu önemser zira gazı kaçmış içeceği kim ne yapsın
açarken o "fusss" sesinin gelmesi önemlidir tabii...

Tam olarak benim için bu sonuçların pek bir ehemmiyeti olmasa da,
bu konuda hassasiyeti
olan okurlara da sonsuz saygım var.
Zaten ne geldiyse başımıza
hep bu baskılardan gelmedi mi?
tahammülsüzlüğümüz sonucu oluşan baskılar;
mahalle baskısı, siyaset baskısı, inanç baskısı....
yetmedi
bir de 1K baskısı mı ekleyelim!!!

Peki ben, bir kitaba nasıl yaklaşıyorum?
bir canlı gibi, hikayesi olan bir insan gibi,
nasıl başlar nasıl biterden çok nedir onu anlamaya çalışırım
işte onun için bu kitabı beğendim çünkü
ruha büründürülüyor kitapları, kişileştiriyor hem beden katıyor
hem de ruh...

"...kitaplar yerine eller çıkıyordu içlerinden
ve beni ayak bileklerimden tutup ilerlememe engel oluyorlardı."

"Kitapların, hayata dair birer fikir olmak yerine
düzenli bir rafın parçası haline gelerek
toz fırçasının gıdıklayışından,
tozlarını yutan süpürgeden,
uyumaktan ve sayfalarını belirleyen doğal şiddet
ya da gücü hiçbir zaman ortaya sermeyen bir gururla
ara sıra başvurulmaktan başka bir şey bilmeyişlerini
gülünç bir şekilde kınadık beraber."

kitaplar da yaşarlar, onların da iyisi kötüsü vardır
onlar da ölürler -ölmek demişken, kitaplar nasıl ölür acaba?-
"Bir kitap, sahibi onu parçalamak,
sayfalarını yırtmak, ateşe atmak istemediği sürece işlevini yitirmez."

-kitapların ölüsü nasıl olur acaba?-
"Kitaplar günahkâr kadavralar gibi beliriyordu
kumulların arasında. Kâğıtlar ve sözcükler,
kuru mürekkep, sayfalar ve bölümler arasında yüzlerce
ufak ve tuhaf tünel kazmış olan böcekler tarafından oyulmuş ciltler."

"albatroslar gagalarını sokuyorlardı bağırsakları
dışarı çıkarılmış kan içindeki kitaplara"

kitaba hayat veren biz miyiz yoksa yazar mı,
bilmiyorum,
işlemek lazım bunu
ama kitaplarla kaderlerimizin etkileşimini inkar edemeyiz,
kitabı kıymetli yapan da bizleriz, değersiz yapan da....
İnsanlara uyguladığımız tarifemizin aynısını kitaplara da uygularız
bazen onları da anlayamayız...

bazılarını da lanetleriz, vurun kahpeye:
"Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana,
“Bırak şunu, kitaplar tehlikedir,” derdi."

ve onlara karşı hislerimiz vardır
‘Elime geçen her kitapla sevişiyorum ve
onlarda bir iz bırakamazsam orgazm da olamıyorum.’

(bu alıntıdan dolayı takipten çıkanlar oldu size de selam olsun
güzel insanlar size de :))) hey gülüm benim hey,
siz kesin tuvalete de gitmiyorsunuzdur dimi yaa)

--aayy utandınız mı sevişmek, orgazm olmak falan--

peki ya kitaplarımızdan önce ölürsek
kitaplarımız kitaplarımız...

artık şu gerçeği biliyoruz;

"kitaplardaki dünyamız ve kitapların bizde ki dünyası"

sizce hangisi gerçek???
90 syf.
·2 günde·8/10
Kitaplar okunmak için vardır.

Bazen çok fazla kitap aldığımda, "Bu kadar alıyorsun ama bunları okumaya ömrün var mı bilinmez, az bekle." derim. Lakin onlarla karşılaştığımda ruhuma dolan o garip çekim ve onlara uzanan ellerime hakim olamam. 2 seneye yakın kendime mukayyet oldum. Abartmadım hiç. Sadece elimde olmayan türlerden satın aldım. Bazen şiir bazen dergi. O kadar. Fakat yarım yıldır yine çığrımdan çıktım. Farkındayım. Bildiğim tek şey, bilmediğim kitabı almam. Ünlü diye almam. Ciltli diye almam. Eski basımlar koleksiyoner mantığıyla hiç ilgimi çekmez. Çünkü koleksiyonculuk bana çok uzak. Lakin listemdeki bir kitaba karşı koyamıyorum.. Bu doğru değil. Silkelen ve kendine gel Ey Kübra!

Bu ince kitap mükemmel bir kitap değil. Bulunmaz bir hikaye de değil. Lakin bu incecik şey size en doğru sorgulamalardan birini yaptırıyor: "Ne yapıyorum ben?"

18000 kitabınız var. Düşünün. İçlerinde öyle kıymetli baskılar var ki of. Of ki ne of. Bunu okumanız mümkün değil. Sahip olarak okuyacaklara da engel oluyorsunuz. Üstelik bir yangın çıksa ne siz okudunuz ne başkaları okuyabildi. Hiç oldu onca eser. Düşünmek vakti. Satın almadan silkelenme vakti. Bencilce bu...

Hâlâ aşırı abartı bir sayıda değil elimdekiler. Ama durma vaktimin geldiğini fark ettim. Zaten cebimde para da kalmadı. Sadece bir seri var okuduğum. Onun da kalan birkaç kitabını alıp en az 1 sene kendime sınır çiziyorum.

Satın almada benim gibi yoldan çıkanlar, özellikle siz okuyun. Ama inşallah siz de olması gerekeni düşünürsünüz. :)

Sevgiler, iyi okumalar...
90 syf.
·1 günde
Kitabınızı nasıl alırsınız; çayla, kahveyle, klasik müzikle, gün ışığında, gece lambasında?

Peki kitap okumak için gününüzün kaç saatini ayırırsınız; üç dört saat, otuz kırk dakika?

Ya kitabınızı nasıl okursunuz; tertemiz tutup aralarına not kağıtları koyarak veya kitaptaki her güzel cümlenin altını çizip yanına notlar yazarak?

Bir kitabı okurken bir sayfayı, bir paragrafı anlamak için başka kitaplar karıştırır mısınız?

Kütüphanenizde kaç kitabınız var, kaçını okudunuz?

Kitap tutkusu ve okuma üzerine yazılmış bir novellaydı Kâğıt Ev. Belki biraz da insani aşk vardı o kısmı pek düşünmedim. Kitap aşkıydı baskın olan.

Yazar, "İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla." diyor kitapta. Ben de hayalim olan bir kütüphane oluşturuyorum evimizde. Çocuklarıma miras kalacak diye okuduğum kitaplara yazı yazmıyorum, temiz bırakıyorum. Notlarımı başka yere alıyorum. Kendi notlarını kendi çıkartsınlar, benim çizgilerime takılmasınlar. Ve içimin gizi bana kalsın değil mi? Çizdiğimiz her cümle, her not bizi dışarıya açar. Kendimiz hakkında ipuçları ortaya koyarız.

Henüz okumadığım kitaplar olduğu halde yenilerini alıyorum, bunu da okuyayım, şunu da okuyayım diye. Hepsini okuyup bitirmeye ömrüm yeter mi bilmiyorum. Kitap alma arzusunu frenlemek çok zor. Hele ki burada birbirinden güzel incelemeleri okuyup her birini okuma isteği uyanınca...

"Bir okur zaten var olan bir yolda ilerleyen bir yolcudur. Ve bu yol sonsuzdur. Bir ömür yetmez bu yolda yürümeye." diyor kitapta. Ömrümüzün sonuna kadar okur olarak yolculuğumuza devam edelim. Kâğıt Ev novellası da bu yolculukta keyifli bir durak... Sizi de bu durakta görmek isteriz sayın okurlar...
90 syf.
·8/10
Normalde okıuyacağım kitapları uzun uzun inceler, kafama uymayan kitaplara para vermeye yanaşmam. Aldığım kitapları da eninde sonunda okuyacağımı bilirim. (Evet, Ulysess'i de okuyacağım bir gün:) Ama arada sırada boşvermek, kendisini rastlantıya bırakmak istiyor insan, ne olacaksa olsun diyor. Abarttığımın farkındayım, ama dünkü "Kağıt Ev Daha Fazla Okunmalı" olayından sonra ekledim ve nedense bugün okudum kitabı. İyi de oldu sanırım. Nispeten bilinmeyen bir Latin Amerikalı yazar (Arjantin doğumlu olup Uruguayda yaşıyor kendileri) olan Carlos Maria Dominguez'in kısa bir romanı (Novellaya bu karşılık geliyor heralde Türkçede), Türkçeye çevrilen tek eseri hatta. Kitabın ana teması kitaplar. Joseph Conrad'ın bir kitabının yolculuğu üzerinden; kitaplarla ve kitap bağımlılığıyla ilgili bazı tespitler yapıyor yazar. Güney Amerika edebiyatına özgü sıcak anlatım tarzı ve abartılı unsurlar da göze çarpıyor kitapta. Böyle olunca da hoşuna gidiyor insanın. Küçücük kitapta hem,İngilitere, Arjantin, Uruguay arasında gezip, hem de farklı kitaplar tanıyorsunuz. Zaten şu ana kadar bu kıtadan çıkan romanlara kötü diyen birine rastlamadım ben hiç. Belki de bu, Endülüsler zamanından kalan bir mirastır Güney Amerikalı yazarlara. Daha fazla konudan uzaklaşmadan hoş bir kitap olduğunu ve beğendiğimi de söyleyeyim genel olarak. Peki Kağıt Ev gerçekten daha fazla okunmalı mı? 1000kitap isimli bir sitenin her şeyi kitap olan okurları için kesinlikle evet. Portakal Çiçeği'nin görüşlerine ben de katılıyorum. Kitapları seven insanlar bir- iki saatini verebilir bu esere. Teşekkürler.
90 syf.
İlk olarak yazar hakkında biraz bilgi vereyim.Dominguez arjantinli yazar ve gazetecidir.Türkçeye çevrilen ilk ve tek kitabı ''Kağıt ev''dir.Bu kitapta kitap sevgisi daha doğrusu aşkı normal boyutları aşmış olan öyleki yirmi bin civarı kitaba sahip, kitaba verdiği paraya acımayan ve garajını kitapla doldurmak için arabasını arkadaşına hediye edecek kadar kitaplarını seven bir adamın acıklı öyküsünü anlatıyor. İçinde adını ilk defa duyduğum epeyce latin amerikalı yazar ve eser isim geçiyor.Kısacası her kitap severin beğenerek okuyacağını düşündüğüm bir kitap.Tavsiye ederim.
90 syf.
·1 günde·9/10
Böyle bir kitap tutkusu olan var mı? Bilemiyorum. Lise yıllarımda başlayan Kitap okuma hevesi son 2 yıldır hız kazanarak kendimce iyi seviyelere geldi. Öyle ki kitap okumadan yapamaz oldum. 4-5 gün okumasam eksikliğini hisseder oldum. Birçok kitapsever tanıdığım oldu kimisi aldığı kitabın kendinden başkasının okumasına izin vermeyen, kitapları kapaklarına göre alan, seri şeklinde evde bulunsun diyen, 2. el kitaba elini sürmeyen, kitap paylaşımı yapmayan nice insanlar oldu. Ben öyle değildim galiba. Şuana kadar 250-300 civarında kitap hediye etmişimdir. Kimisini evime gelen bir dostuma, yüzünü bile görmediğim kişilere kitap kampanyası adı altında gönderimlerim, kitap okuma alışkanlığı kazansın diye en sevdiğim yazarların kitaplarını verdiğim kişiler de oldu. En son ve büyük parti çalıştığım kuruma kurmuş olduğum kütüphaneye gitti ve okudukça da gitmeye devam ediyor. Kitapları verdiğim kişilerin de içindeki yazılan konuları özümseyerek kendimce hoşuma giden yönlerini onların da algılamasını istemişimdir.

Kitap konusuna girecek olursak anlatılan hikaye çok gerçekçi geldi bana. Hayatını kitaplara adamış bir insanın artık evine sığmayan kitaplarını çok çok farklı bir metodla hayatının içine koyması beni derinden etkiledi diyebilirim. Kitap sayfa sayısı çok az fakat etkisi çok ağır. Kahramanımızın evinde çıkan yangında kitap envanter bilgilerini içeren defterini kaybetmesi çok kötü bir durum gibi geldi. Zira bende yaklaşık 20 yıldır okuduğum kitapları bir deftere yazar, bunlarla ilgili küçük notlar alırdım. Bu siteyi öğrenince artık defterim kaybolsa korkusunu yenmiş bulunuyorum. Tüm kitapseverlerin hayatlarından bir parça bulacağı bu kitabı kesinlikle okumalılar. Herkese tavsiye ediyorum.
90 syf.
·1 günde
Yükte hafif pahada ağır bir eser deyince işte bu diyebilirim. Edebiyat içinde kaybolmak isteyenlerin, bu yolda değerli eserleri not almak ve okumak isteyenlerin başucu kitabı. Hem kurgusuyla, hem de bahsedilen eserlerle gönlümü fethetti.
O kadar çok eser ve yazar var ki, tanıdıklarımdan bahsedince bir tebessümle okudum. Henüz bilmediklerimi, okumadıklarımı da bir kenara not aldım.
Bu değerli, çimento izli kitabın macerasını ancak son sayfada öğreniyorsunuz. O kadar duygulandım ki, sevgi güzel şey, bir insana verilebilecek en güzel şey...
90 syf.
Nasıl kitaplar insanların kaderini değiştirirse, insanlar da kitapların kaderini değiştirir cümlesi her şeyin özeti gibi. İnsanların kitapların kaderiyle nasıl oynadığına içimizi burkacak şekilde değiniyor. Yasaklandığı için yakılmak zorunda kalan, imha edilen kitaplar, beğenilmediği için basılmayanlar, vs. bu şekilde konuya açıklık getiriyor.
Ayrıca bir bölümde şimdiki zamanda eskiden yazılmış olan kitaplar gibi kitapların yazılamadığına değiniyor. Sanırım klasikler bundan dolayı daha bir değerli oluyor. Acaba bu devirde yazılmış olup 100-200 yıl sonra şu kitap klasik olur diyebileceğimiz kitap veya ona aday kaç kitap sayabiliriz. Buna karar vermek tabii ki zor ama yazar burada bu konuya değiniyor.
Şurası çok dikkatimi çekti "Elektriğin icadından önce yazılan eserleri mum ışığında okumak" tabi esprisini yapardık diyor ama muazzam bir fikir gibi geldi bana. Gerçi elektrik gidince veya tercih olarak bu şekilde zaten okuyoruz ama burada bahsedilen duygu ve düşüncelerle okumak sanırım daha farklı bir şekilde etkileyecektir. Etkileyici bir hikaye bence okuyun.
Sonuç olarak; Herkesin kütüphanesi bir bakıma kendisinin evi gibidir. “İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat, demektir”.
90 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bir kadın düşünün, kitap okuma aşkı uğrunda araba altında kalıp ölen. İşte o kadın Bruma. Bir de kitap düşünün, ölümünden sonra ona gelen ama üzerinde çimento kalıntıları olan. Hikaye tamamen Bruma’nın ölümünden sonra onun yerine geçen bir adamın bu kitabın nereden ve niçin geldiğini araştırması etrafında dönüyor. Sonra kitaplara olan tutkusunu anlatmaya uygun bir kelime bulamadığım Carlos’u tanıyoruz. Bir de adam düşünün ki, fazlasıyla zamanı ve de satın alacak maddi gücü bulunan, kitap delisi. Öyle ki 20.000 kitabı var, artık eve sığmıyor. Peki o ne yapıyor sizce?

Kitabın yazarı Carlos Mario Dominguez Buenos Aires doğumlu, Arjantinli bir yazar. Gazeteciymiş. Türkçe yayımlanan tek eseri de Kağıt Ev imiş. Ayrıca psikolog ve psikiyatristlere tavsiye edilen kitaplar arasında yer alıyormuş. E bu bile okunması gerektiğini gösteriyor zaten.

Sanırım Carlos kadar olmasa da kitaplara aşırı düşkün bir kesimin fazlasıyla bulunduğu bir sosyal mecraadayız. Okurken çok kez düşünmeye sevk ediyor, ölünce kitaplarıma ne olacak diye. Acaba ben de kitaplarımı şöyle mi dizsem, şu rafı mı yaptırsam, ne yapsam ne etsem. Bir de güzel tahliller eklenince daha da tatlı geliyor hikayesi. Sürekli kitap alan, artık kütüphanesine sığdıramayan, ilerde neyi nasıl yapacağını düşünen birisi olarak Carlos’u o kadar da yadırgamadım. Hatta böyle farklı bir hikaye çok hoşuma gitti. Delgado’nun düzeni, gün içinde kitap okuyacağı akşam vaktini sabırsızlıkla bekleyişi bana kendimi hatırlattı tabiisi  Neredeyse her gün eve bir an önce gidip az da olsa bir şeyler okuma hevesiyle çıkıyorum. Kitaplarda bazen hayatta bazen de insanlarda bulamadığım bir çok şeyi buluyor ve güzel duyguları yaşıyorum. Farklı hayatlardan hikayeleri okumak, onları kafamda canlandırmak, bambaşka fikirleri okumak, başka dünyalar zevkler vb her şey kitaplara olan tutkumun sebebidir. Öyle ki gözümü kitaplığım ile açıyor, onun ile kapatıyorum. Bana iç huzuru veren, kimi zaman ağlatan kimi zaman güldüren kitaplar.. E öğrendiklerimi de katarsak içine, hayatımda büyük bir yeri olması aşikar.

Bu incecik ama sizi hikayesiyle saran, bol kitap öneren ve güzel tahliller veren kitabı okumak için herkesin zamanı vardır diye düşünüyorum, olmalı da. Kitabın benim için tek negatif yönü bitirilişindeki eksiklikti sanırım. Biraz daha farklı bir beklentim vardı. Ama yine de seni güzel hatırlayacağım Kağıt Ev ve tabii Carlos  Senin de dediğin gibi: "Kitaplar insanların kaderlerini değiştirir."
“Biz okurlar, sadece eğlence amaçlı olsa bile, arkadaşlarımızın kütüphanesini gözleriz. Bazen sahip olmadığımız ama okumak istediğimiz bir kitabı bulmak için yaparız bunu,”
Büyükannem ne zaman yatakta kitap okuduğumu görse bana,
"Bırak şunu,kitaplar tehlikelidir," derdi
Yıllarca bunu onun cehaletine verdim ama zaman
Alman büyükannemin bilgeliğini kanıtladı.
İnşa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir asla.
“...belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat veya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz.”
Kimse bir kitap kaybetmek istemez. Bir daha okumayacak olsak da başlığında eski, belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat veya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz.
Carlos Maria Dominguez
Sayfa 20 - Kağıt Ev

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kağıt Ev
Baskı tarihi:
Nisan 2015
Sayfa sayısı:
90
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056501944
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Casa de Papel
Çeviri:
Seda Ersavcı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar. Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer'in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon'la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi...

Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez'in, yayımlandığı her ülkede büyük ilgi uyandıran novellasını Seda Ersavcı İspanyolca aslından çevirdi. Peter Sis'in çizimleri ve Cem Ersavcı'nın kapak fotoğrafıyla, kalın ciltlerin arasında saklanacak bir mücevher...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.601 okur

  • Ayc'ın Kitapları
  • Burçin Erol
  • Ömer YAYLA
  • emre
  • sadecebisayfadaha
  • Nida Nur ARSLAN
  • Eylem öztürk
  • Hakan Can
  • Aslı gürbüz
  • Gizem Yağan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%4.5
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%36.6
35-44 Yaş
%20.2
45-54 Yaş
%4.5
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%2.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.3
Erkek
%29.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.4 (111)
9
%20.3 (137)
8
%29.8 (201)
7
%18.1 (122)
6
%7.9 (53)
5
%4.4 (30)
4
%1.2 (8)
3
%0.7 (5)
2
%0.7 (5)
1
%0.4 (3)

Kitabın sıralamaları