Hasrete bulanmış aşk kokusunu aldım her sayfasında . Derin bir özlem, yorgun bir bekleyiş ve hiç bıkmadan usanmadan bir arayışın içinde olan bir ruh çıktı karşıma.
Kelimeler satırlarların arasında ahenkle dans ediyordu sanki, çıkart at kelimeyi buradan çok kaba duruyor ya da buralarda bir eksiklik var denilebilecek cinsten hiçbir kusura ilişmedi gözlerim.
İki kelebeğin hikayesi anlatılmaktadır. Bu "kelebek" bana şem û pervane'yi anımsattı. Klasikleşen mazmunlar arasında olan kelebeğin güncellenmiş ve aşk tadında sunulmuş önümüze.
Pervane acı çektiği halde gün ışığına kadar şem'in etrafında dönmüyor mu? Mum erir kelebek yanarak ölür. Sabah olunca şem ile Pervane hemhal olduğunu görürüz. Aşk bu değilim zaten acı çekerek, değişerek , dönüşerek bir maddeye sığabilmek.
Kanadı kırık iki kelebek gördüm, acı içinde kıvranan, bir kabuğun içine sığdırılmaya çalışılan iki kadın . Çalışan çabalayan hayat denen ateşin içinde yanarak hayatta kalmayı başaran iki güçlü kadın. Bütün güzelliklerini ve acılarını zihnimde kurgulayinca hissettim bu iki biçare kelebeği.
Sade ve abartısız bir inanç ve bütün güzellikleri secde edebilecek bir iman gördüm her satırında.
Bilmediğim, tanımadığım, görmediğim bir insanın iç dünyasına yolculuk etmek ve dahada önemlisi dokunduğu, ismimi zikrettiği bir kitabın tadına bakmak, bu serüveni yaşamanın hazzı tarifsiz.
Minnettarım yüreğini papatyalara adayan güzel insan. HİRAİZERDÜŞ