Aşk bir ruh kangreni; o kadar çabuk ilerliyor ki. Daha şimdiden ne haldeyim. Zamanı saatlerle, dakikalarla değil, güneşin doğup batmasıyla değil, sizinle ölçüyorum; " Onu gördüm, görmedim, göreceğim, görmeyeceğim, gelecek, gelmeyecek..."
Kim için yaşayabilirim, hangi gaye için? Neyi arayacağım? Ne için savaşacağım? Neyin rüyasını göreceğim? Hayatın çiçekleri döküldü, sade dikenleri kaldı.
Söylemeden kalan, ince bir soruyla söyletilmesi mümkün olan birçok şey aralarında hiç konuşulmadan kararlaşmıştı, o kadar ki artık geri dönmek de imkansızdı.
Tutku! Tutku yalnız şiirde, sahnede güzeldir. Orada aktörler, hançerlerle, geniş mantolara bürünüp gezerler, öldürenler ölenlerle birlikte akşam yemeği yerler... Tutkuların sonu böyle gelse iyi; oysa her sefer arkalarında duman ve yangın kokusu bırakıp giderler, mutluluk değil.
İnsan onları hatırladıkça utanır ve saçlarını yolmak ister.
İkisi de, hareketsiz durmalarına rağmen, içlerine dolan bir ateşle yanıyor, aynı ürpertiyi duyuyorlardı; gözlerinde aynı duyguların biriktirdiği yaşlar vardı.