Kendimiz için anlamlı olanın peşinden gidince, sırf tanıdık olduğu için bize acı verenlere tutunmayı bırakınca, yaslarımızı tutacak alanı kendimize açınca ve hayatın getirdiklerine gözlerimizi açıp “bu da benim hayatım” deyip içimize derin bir nefes çekince dayanılmaz bir hafifliğe ulaşırız.
Kendi kurduğumuz kendiliğin ve hayatın mahkûmu olmadan akmaya, değişmeye ve evrilmeye izin verdikçe özgürleşiriz. Başımıza gelen kötü, bizi yaralayan, sarsan olaylara ve deneyimlere sahip çıktıkça hafifleriz, onları yok sayıp görmediğimiz köşelere süpürdükçe değil.
Hazmetmek bir akış meselesidir. Hazmetmek, sahip çıkılması zor gerçekleri omuzlamaya çalışmak, bir zaman meselesidir. Bol zamana ve bol alana ihtiyaç vardır. Eğer sizin “takıntınız” veya “saplantınız” böyle bir hazmetme çabası ise, bırakın, yaşayın ve içinden geçin.
Varoluşçu bakış açısının bahsettiği deneyim veya bir şeyi deneyimlemekten kastı, yaşadığımız ve içinden geçtiğimiz her ne ise onu uyanık, farkında, onun bir parçası haline gelerek ve merakla yaşamaktır. Bir halin içinden geçerken onu adeta ciğerlerimize çekmektir.