-Anlamsız.Sonuca varamayacağız, duralım.
-Her zaman böyleydin, korkak
-Üzgünüm.Çocuktum Keiro, korkmuştum!
-Madalyonun iki yüzüyüz seninle konuşmam anlamsız, yaşadıklarımı yaşamadın.
-Evet, belki yaşadıklarını yaşamadım ama seni anlıyorum.Sen de beni anla.
-Şanslı piç! Tanrı bazılarına torpil yapıyor anlaşılan.
Albert her ne kadar aralarına mesafe koyup güvenli bir pozisyona geçmiş olsa da Keiro sürekli Albert’a atılarak onun havada sabit kalmasına müsade etmiyor hem konuşup hem de ardı arkası kesilmeyen saldırılar yapıyordu.Her geçen saniye Keiro’nun öfkesi ortamı alevlendirirken Albert’ın endişeli ve yenilgiyi kabul eder tavırları ortamı buz kestiriyordu.Adeta soğuk ve sıcağın, ateş ve buzun, iyi ve kötünün, şanslı ve şansızın kısaca en zıt kutupların savaşıydı bu.Albert, Keiro ile konuşmanın bir yere varamayacağını fark etti. Az önce yaptığı gibi yine aralarına mesafe koyup güvenli bir pozisyona geçti, ormanın içindeki toprağı kaldırarak havada bir toprak bulutu yarattı.Toprak bulutunun merkezinde kalan Keiro’nun bütün görüş açıları kapanmış anlamsızca bir sağa bir sola uçarak Albert’ı bulmaya çalışıyordu.
Albert yakaladığı bu açıklığı değerlendirerek hızla Buteo’ya doğru uçmaya başladı.Albert ve Keiro’nun savaşı 10 dakika sürdüğünden Buteo bu sürede ormandan çıkmış, saatler önce ormana girmeden bir köşeye koyduğu kaykayına Eldor’u bindirmiş bayır aşağı mahalleye doğru ilerliyor aynı esnada Albert da süratli bir şekilde aradaki mesafeyi kapatıyor, usta bir okçunun yayından fırlayan bir ok gibi Buteo ve Eldor’a doğru uçuyordu.Ormanın sonuna gelen Albert artık Buteo’yu da Eldor’u da rahatlıkla görebiliyordu.Bayırın sonunda liseler caddesi başladığından burada tehlikeli güç ve büyülerin kullanılması yasaktı, uçmak da buna dahil.Bu durumun farkında olan Albert