Lütuf kırıntısı için omurgasını eğip sesi çatlayana kadar öven, alkışın şiddetiyle vicdanını susturan bir kalabalıktan daha aşağılayıcı ne olabilir? Birinin adını ağızlarda çiğnenen kutsal bir heceye çevirmek, insan etinden putlar yontmak, çürümüş bir egoyu törenlerle cilalayıp “kader” diye pazarlamak hangi aklın mahsulüdür?
Üç beş aklını kiraya vermiş el havaya kalkınca hakikat diz çöker; gürültü çoğaldıkça düşünce boğulur. Alkışın sarhoşluğu, şarabınkinden beterdir; çünkü burada içilen şey kan değil, utançtır. Omuzlara alınan her sahte tanrı, sırtlarda biraz daha insanlık ezer.
Pazar yerinin ortasında kaldırılan bu sözde kurtarıcılar, aslında kalabalığın kendi aşağılığını görmek istemeyişinin aynasıdır. En hoyrat olanlara en parlak tacı giydiren bu törenler, adaletin mezar taşına çiçek koymaktan başka bir şey değildir. Zalimler alkışla kutsandıkça, erdem gizlenmek zorunda kalır.
Ve sonra sorulur: Nasıl oldu da bu kadar düştük?
Cevap basittir: İnsan olmayı pahalı bulup tapınmayı ucuz sandık.