Romanın en önemli teması insanların kendi benliklerine karşı yabancılaşmasıdır. Karakterler çoğu zaman kendi kendilerine sıkışmış, “yeryüzünde fazlalık” duygusuyla hareket eder. Bu, Sartre ve Camus’nun çizgisine yakın bir varoluşçulukla işlenmiştir ancak Hançerlioğlu bunu Anadolu irfanı ve tasavvufi sezgilerle birleştirerek özgün bir çerçeve kurar.
Yedinci Gün, dışsal çatışmadan çok içsel yıkılışı gösterir; fakat arka planda sürekli bir “toplumsal çözülme” atmosferi solunur. Kent, kurumlar, ilişkiler—hepsi yıpranmış görünür. Bu, 1950 sonrası Türkiye’nin hızlı modernleşme sancılarının alegorik bir biçimde romana yansımasıdır.
Karakterlerin tamamı, farkında olarak ya da olmayarak, bir “ahlaki düğüm”ün içindedir. Hançerlioğlu burada klasik iyi–kötü karşıtlığını değil, daha gri ve insani alanları işler. Doğruyu bilmek, onu uygulamak için yeterli midir? Bu soru romanın omurgası gibidir.
Orhan HançerlioğluYedinci Gün