Merve

Terry'nin bilindik bir annelik anlayışı vardı: kollarının arasında bir bebek ya da "dizlerinin dibinden ayrılmayan bir sürü velet" ve annenin bütün zamanını bu bebeğe ya da sürüye ayırması. Topluma egemen olan, her türlü sanatı ve zanaatı etkileyen, bütün çocukları mutlak anlamda koruyup kollayan, en kusursuz bakımı ve eğitimi sağlayan annelikse annelik değildi Terry'nin gözünde.
Sayfa 93·Kitabı okudu
Reklam
Üst düzey insanların aşkları her zaman daha alt düzeydeki insanlar için sahneye taşınmıştır. Peki neden? Bu sorunun da iki yanıtı var. Doğrudan aşkın evrenselliği ileri sürülebilir. Sarkozy bile acı çekebilir, cep telefonuna bir türlü gelmek bilmeyen bir mesajı bekleyebilir. Ölçeği değiştirirsek, siyasal gerçeklerden aşkla ilgili gerçeklere geçersek, siyasal düşman her şeye karşın size benzemeye başlar, bu gurur verici bir şey olmasa da dinlendiricidir. Bir kralın aşk acısı çekebilecek olması bir şekilde onu köylüyle ilişkilendirir.
Sayfa 67·Kitabı okudu
Aşk tam anlamıyla bir olasılık değil, daha çok olanaksız olarak görülebilecek bir şeyin aşılmasıdır. Var olmaya hakkı olmayan, size bir olasılık olarak verilmeyen, ama var olan bir şey.
Sayfa 51·Kitabı okudu
Aşkın güçlükleri kimliği saptanmış bir düşmanın varlığına bağlı değildir. Aşk sürecinin içinde yaşanırlar: Farkın yaratıcı oyunun içinde. Aşkın düşmanı bencilliktir, herhangi bir rakip değil. Şöyle de denebilir: Aşkımın en amansız düşmanı, yenmem gereken düşman, öteki değil benim, farka karşı özdeşliği isteyen, farkın prizmasında süzülmüş ve yeniden oluşturulmuş dünyaya karşı kendi dünyasını dayatmak isteyen "ben".
Sayfa 48·Kitabı okudu
Dolayısıyla aşk bir karşı-deneydir. Sadece karşılıklı olarak yarar sağlayacak bir değiştokuş olarak düşünülmezse ya da kâr getiren bir yatırım gibi önceden uzun uzadıya hesaplanmazsa, aşk gerçek anlamda rastlantıya duyulan güven halini alır.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Reklam