Bütün bunların Mümtaz'ın gözünden kaçmadığını biliyordu. Bir gün, "Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir; asıl mesele, hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip, oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır!" demişti. Böyle bir sözü ancak karşısındakini delik deşik eden bir seziş söyletebilirdi. .
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fakat bugün Mümtaz sevincinde yalnızdı ve bu hep böyle olacaktı. Yarın ıstıraplarında yalnız kalacak. Bütün tanıdıkları, dostları için bir muamma, bir meçhul yahut hayatın kenarına firlamış bir rakam olacak, öbürsü gün öldüğü zaman da aynı şekilde yalnız ölecekti.
Mümtaz:
- Çok güzel akşam... dedi.
Genç kadın şaşırmış görünmek istemedi:
- Mevsimi, dedi.
- Mevsimi olması hayretimize mâni değil ki... İçinden, "Sen güzelsin, ve bu güzelliğin gençliğinden geliyor. Fakat ben gene şaşırıyorum." diye düşündü.
Birdenbire yeğenine döndü:
- Senin gözlerin pırıl pırıl... neyin var?
Mümtaz şaşkın:
- Suat'ı gördüm, sevindim... dedi. Hakikatte Suat'ı görmekten sevinmemişti; zekâsını, konuşmasını çok beğenirdi. Fakat onda kendisini rahatsız eden bilmediği bir taraf vardı.
- Ne saadet... beni görüp, sevinen insanlar da var...