İlişkilerimizi tehdit etme yerine geliştirme olasılığını artıracak şekilde
benliğimizi güçlendirmeyi öğrenebiliriz. Ama değişim hiçbir zaman
kolayca ve sorunsuz gerçekleşmez.
Barbara,
anlamlı bir ilişkide daha açık ve ayrı bir tavır benimsediğimizde
yaşadığımız “komik depresyona” ya da huzursuzluğa henüz hazır değil.
Kavga etmek ve suçlamak kimi zaman, bir yöne ya da diğerine doğru
adım atmaya hazır olmadığımız zamanlarda, hem statükoyu korumak hem
de statükoya başkaldırmak amacıyla kullandığımız bir yoldur.
Daha iyisini yapmayı –daha açık, daha güçlü, daha ayrı olmayı ve kendi
adımıza harekete geçmeyi– bilinç altımızda, eşimizi tehdit edip onun bizi
terk etmesine yol açacak yıkıcı bir hareket olarak görüyoruz. Daha güçlü
bir “ben” geliştirmek, kimi zaman içimizdeki, bizi tatmin etmeyen bir
evliliği bitirme isteğini kabul etmek anlamına gelir ki, bu da, terk edilmek
kadar korkutucu bir şeydir.
Tam tersine; tahterevalli evliliğinin alt ucunda oturan kadın,
pes etme ve özveride bulunma düzeyiyle doğru orantılı bir öfke
biriktiriyor içinde.
Burada yaşanan ikilem bilinç altımızda, önemli ilişkilerimizin ancak,
biz altta kalan kişi olmayı sürdürdükçe ayakta kalacağına inanmamız
“Benim sorunum şu: Grup çalışmasına
gitmezsem, kendimi öfkeli ve huzursuz hissedeceğim. Gidersem, kocam
kendini öfkeli ve huzursuz hissedecek. Bu ikisi arasından hangisini
seçmeliyim?”