Hayır, din bu değildi, bu çirkin ve galiz Hacı Fettah Efendi'nin temsil ettiği şey değildi. Din, nurlar içinde nihayetsiz bir rahmetin, şefaatin tecellisiydi. Kundakta ümmeti için şefaat talep eden Peygamber'in, asi ümmetine melce olan büyük Muhammed'in dini idi. Hacı Fettah Efendi, din perdesine bürünmüş, dünya yüzünde şeytanın insanları tazip için gönderdiği bir mümessildi.
Ama Katy’nin sorunu olduğunu söylemek, onun suçlu ya da hatalı
olduğunu ima etmek anlamına gelmiyor. “Sorun kimin?” sorusunun,
suçlulukla ya da kusurlu olmakla hiçbir ilgisi yok. Sorunu olan kişi
sadece, belli bir durum karşısında huzursuzluk ya da tatminsizlik duyan
kişi anlamına geliyor.
Gerilimin yüksek olduğu durumlarda çoğumuz zamanımızı, diğer
kişiye tanı koyarak geçiririz. Tanı koymak gerçekten yararlı bir görüş
sunma isteğini de yansıtabilir, ama genellikle, gizli bir suçlama ve
kendini üstün görme şeklidir. Tanı koyduğumuzda, başka bir insanın
gerçekte ne hissettiğini ya da istediğini, ya da, diğer bir insanın nasıl
düşünmesi, hissetmesi ve davranması gerektiğini bilebileceğimizi
varsayarız. Ama aslında bunları kesin olarak bilemeyiz. Kendi
hakkımızda bile bunları bilmemiz yeterince zor.
Kadınların “ben” konusu üzerinde durmalarını gerektiren bir neden
yok. “Ben kimim?” “Ne istiyorum?” “Neyi hak ediyorum?” Bunlar
hepimizin, haklı olarak uğraştığımız sorular. Hep sorgulamamaya ve gerçek yapımız, doğru yerimiz, annelik sorumluluklarımız, kadınlık
rolümüz gibi konular hakkında diğerlerinin tanımladığı fikirleri kabul etmeye teşvik edildik. Ya da, bunların yerine başka sorulara yanıt aramamız istendi: “Diğerlerini nasıl mutlu ederim?” “Sevilmek ve
onaylanmak için ne yapmalıyım?” “Huzuru nasıl koruyabilirim?” En
büyük acıyı, “Ben kimim?” sorusuyla boğuşmayı beceremediğimizde ve
öfkemizin bu soruları ele almamız gerektiğine işaret ettiğini
reddettiğimizde yaşarız.