Nerdeyse bir hiçlikten gelen Jane, Bir bardak su duruluğundaki kalbiyle hayatın tozuna toprağına karışır. On dokuz yaşlarında mürebbiyeliğe başlayana Jane düşünceli ,duygusal ve çok fedakar bir duruşa sahip çirkince denilecek görünüşte bir kızdır. Mürebbiyelik yaptığı malikanenin sahibi Rochester ile tanıştığında yaşamı ilk defa bir anlam kazanır ve ona aşık olur. Rochester kendisinden yirmi yaş büyük yakışıklı olmamasına rağmen güçlü ,heybetli ve duruşu öz güvenle yoğrulmuş varlıklı bir İngiliz karakteridir. Aralarında yaş itibariyle ve sosyal tabaka olarak bir fark olsa bile gençliğinde dünyayı gezen ve hayatı hatalarla geçen Rochester artık yoluna çıkan bu su gibi aziz bir kız olan Janeye talip olur. Aralarında karşılıklı saf bir sevgi ve duygu yoğunluğundan sonra evlenmeye karar verirler ancak Rochester'ın geçmişinde yaptığı hatalı bir evlilikten dolayı bu mümkün olmaz. Jane Bir gece ansızın evden kaçar ve yolu bir köye düşer. Orda karşılaştığı köyün papazı misyoner olan John ile kardeşleri Mary ve Dianna nın akrabası olduğunu farkeder. Onlar bir süreliğine köyde yaşar ve öğretmenlik yapar. Misyoner olan kuzeni onunla Hindistan'da misyonerlik faaliyetleri yapmasını ve kendisiyle evlenmesini ister. Tanrı için bunu yapmasının onun kurtuluşu olacağını söyler ancak Jane onunla bir yardımcı olarak Hindistana gitmeyi kabul etse de evlenme düşüncesini kabul etmez çünkü papaz olan kuzeni bu evliliği kalben değil Tanrı için misyonerlik yapacağı Hindistan'da ona yardımcı olması için ister. Jane bunun farkında olduğu için kabul etmez ve tabi hiçbir zaman unutmadığı ve kaderin ellerine bıraktığı Rochesterı merak eder. Bir gece dağlardan gelen onu çağıran sesiyle üç gün sonra yola çıkar ve gittiği Thornfeild malikanesinin harabeye döndüğünü görür çıkan yangında Rochester