‘Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’nı okumayı uzun süredir erteliyordum. Yakında okuduğum ‘Kosiller Tarihi’ ile artık okumanın sırasının geldiğini düşündüm.
İlk olarak hıristiyanlık tarihinde ikonoklazm yani ikonların put sayılıp yasaklandığı ve yıkıldığı bir dönem var. Bu dönem 3.Leon ile başlıyor, 726-787 arasında sürüyor. İmparatoriçe İrene’nin 2. İznik konsili ile bu dönem bitiyor (İrene’nin romanı için bkz-Selim İleri, Hepsi Alev). 814 yılında tekrar ikonoklazm canlanıyor ve 843 yılına kadar devam ediyor.
Kitap, bu dönemi içeren Ada ve Tepe ile daha günümüzde geçen dutlar öykülerinden oluşuyor. İlk öyküde kahramanımız Andronikos, ikonların yasaklanması ile manastırdan bir adaya kaçışını okuyoruz. İkinci öyküde ise arkadaşı İoakim’den Andronikos’un başına gelenleri ve ikonoklazm döneminin bitişi sonrasındaki tabloyu görüyoruz.
‘İnancı uğruna zindana atılmayı bile göze alamayan adamın inandığı söylenebilir mi?’
‘İnsanı insana oyuncak olsun diye yaratmamış Tanrı. Evet, ama ya şeytanın içimize saldığı gururla öyle düşünmek hoşumuza gidiyorsa...’
Okuması kolay olmayan ama yine de güzel bir kitaptı.
Din, sofuluk hastalığına yakalanmış ruhlara, yalnızca kötücül çehresini, asık yüzünü gösterir. Sofuluk, bir süre sonra, hastalıkların en amansızı olup çıkar.