Kitap, Bizans imparatoru Hazarlı 4.Leon’un karısı, 6.Konstantinos’un annesi Atinalı İrini’nin (752-803) hayatının son dönemlerini anlatıyor. Kocasının ölümü ile iktidarı eline alan İrini, daha sonra iktidarı kaybetmesi ile önce Büyükada (Prinkipo) sonra Lesbos’a sürgüne gönderilir. Artık düşmüş biri olarak, geriye dönüşlerle düşüncelerini, hayallerini ve yaşadıklarını bizlere anlatır. Amaçları olan ve iktidarda kalmanın gereklerini de bilen birisidir İrini.
‘’Ruhumu daha o zaman iktidara sattım. Öteki iktidar sahiplerinden tek farkım, bir ülküm olmasıydı:..’’
‘’Bilge Karasu- Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı’’ kitabı sonrası yine aynı dönemin en önemli figürlerinden, ikonoklazmı kaldıran İmparatoriçe İrini’nin hayatını kaleme alan bir eser olması nedeniyle bu iki kitabı arka arkaya okudum. İlk okuduğum Selim İleri kitabıydı, sadeliğin zarafetini görmüş oldum. Kısa ama etkili cümleler, gereksiz hiçbir şey yok. Bir de İrini’nin, tarihçi Gregoras’ın (1295-1360) kendisi hakkında yazdıklarını okuması postmodern bir hava katmış romana. Tarih ne kadar objektif olabilir? Mesela İrini, ikonoklazm dönemine son vermesi ile Ortodoks kilisesince her 9 Ağustosta yortu günü kutlanan bir azize mi? Yoksa kendi oğlunun gözlerini kör ettiren ve sonrasında ölümüne yol açan evlat katili mi?
‘’Prinkipo’da gömülü. Gözlerine mil çektirttiğim…’’
İlgilisine tavsiye edilir.