Bir şeylerin içinden akıp gidiyorum. Hikâyelere şahit oluyorum ama içlerinde kalamıyorum. Bir anlığına oradayım, hemen sonra yokum. Köksüzüm. İlk rüzgârda uçuverecek kadar bağlı değilim hiçbir yere. İki ayağımı basacak bir zemin yok sanki altımda.
Yine de arada sırada ne olduğunu bilmediğim yumuşak, kaygan bir şeylere değiyor ayaklarım. Bir zemin olduğuna ikna olmanın güç olduğu yeni başlangıçlar bunlar. Hatta çoğu kez başlangıç bile değiller, sadece kısa süreli tesadüfler.
Duvar bilmeden birilerinin yazılmamış tarihinin kaydını tutmuştu belli ki. Yazılmamış, reddedilmiş, görmezden gelinmiş bir tarihi cümle cümle hapsetmişti içine.