Yalnızca yaşayanlar tutarsız görünür. Ölüm, onların yaşamını oluşturan olay dizisini sona erdirir. İşte ondan sonra, boyun eğip o olaylara bir anlam yüklemeye çalışırız. Anlam yüklemeyi reddetmek, bir yaşamın, dolayısıyla yaşamın kendisinin saçma olduğunu kabullenmek demektir.
Sonra iş hayatı, mesai günleri. Birbirine tıpatıp benzeyen günler. Siz o günlere, kimsesizlik günleri, diyordunuz. İnsanlar birden geri çekilmiş gibi gelmişti size, yaşamaktan geri çekilmişler. Doğmayı ve ölmeyi unutmuşlar.
"Annemin bana bakmasını istemiştim, beni görmesini, bana gülümsemesini. Oysa kadıncağızın benimle bakışacak vakti ve takati yoktu. Belki de yaşadığımız hayattan utanıyordu, utandığı için gözlerini benden kaçırdı. Annem gözlerini kaçırınca korktum. Ölü müyüm canlı mı, var mıyım yok muyum, bilemedim,"