toprak saksılarda ahşap evler büyütüyorum;
Kurt’a, Orno’ya, Santos’a mesken olsun
reçeller ekiyorum komşu bahçelere;
ayvadan, elmadan, portakaldan bir de turunçtan
aşk damıtıyorum da imbiklerden, dama seriyorum;
yaz sıcağı burada bildiğin tavan
ve en çok ne sevindirir seni Şirâze,
boyuma bakmadan merak ediyorum, hem de arlanmadan
bilmiyorum ki sana yakın olmanın
valörünü, ölçüsünü, heyecanını, tadını, ucunu bucağını
hepsi enikonu bir tahminden bana arta kalan
sokağında yürüyebilsem; avuçlarımda kaderim,
ceplerimde kederim, bir de anlasam ben neyim
ne kadar talihli addederim kendimi bilsen
seni bana sakladığım, kör düğüm bağlandığım,
o güzel adını andığım odalarımda gezinsen
ben x/y/z’nin cirit attığı bir denklemde, sol tarafında kalanım eşitliğin
primitif yanlarım ağır bastığından belki de
ne soyut matematiği, ne de uygulamalısını bilirim
bu yüzden sanırım, kalkülüs kullanan Leibniz’e karşı epey mesafeliyim
yoksa Şirâze’m, çoktan sınırları aşmış başka bir boyutta yaşıyor olabilirdim
hatta üç aşağı beş yukarı,dik açılı bir üçgenle aramdaki ilişkinin adını
koyabilirdim
en merak ettiğimde Şirâze, sonsuzluğun, neresinde olduğu sayılar teorisinin
ve bizi getirdiği nokta analitik geometrinin
elhak imkânı yok her şeyi anlayıp çözmenin
vektörler ve matrisler konusunu bırakalım başka bir zamana
Notasyon dersen, bendeki karşılığı tam anlamıyla bir karmaşa
ben en iyisi sıfıra dönüp yeni bir başlangıca girişeyim
belki bu sefer bulurum çıkışını yerkürenin
ya da sonunda Şirâze’m, sana varabilirim
asi değilim
hiç değilim marjinal, entel
benden dava fanatiği olmaz,
bir sürünün koyunu da
aykırılıklarımı anlatır dururlar
hayretler içinde dinlerim,
meğerse ben neymişim!
hepsini sil baştan Şirâze’m
bunu bilir ve söylerim
hatırı sayılır bir aşığım ben