alamıyorum kendimi, ölçülü bir sensizlik sevdası tutturmuşum; ne uzun, ne kısa
bildiğin gibi sert şiirler okuyorum yine, daha da sertleşmek için
bildiğin gibi bir yana söylenirken duyurmadan can'a, cânan'a, canefşan'a
öte yana gözyaşı döküyorum
hep bildiğin gibi Şirâze, alamıyorum kendimi
hazin bir öykü bu, biraz muştulu, biraz kusurlu, biraz da kuşkulu
...
sensizliğe, sensiz geçen her geceye ve onun sabahına,
her gün aynı odada uyanışıma kızıyorum
yüzüme inen her çizgiye,
her çizginin sensiz çekilişine yanıyorum
hiçbir evde sekiz aydan fazla kalmıyorum,
hiçbir eşyayı sahiplenmiyorum
kendimi teselli için belki de,
böylesi daha iyi diye düşünüyorum
hiçbir yere alışmadan yaşamak,
kök salmamak, derin izler bırakmamak...
böylece geçmişin içine daha çok itiliyor,
sadece orada yaşıyorum
akıl sağlığımdan şüphelendiğimi de,
kimseye belli etmiyorum
aslında ben bir delinin hayâlinden kaçmış,
başka bir deliyim
ya da çok emin olmamakla beraber, bunun böyle olmasını diliyor olabilirim
...